http://www.karar.com/yazarlar/mustafa-ozturk/tevil-varsa-tekfir-yoktur-4783
yazısında şöyle diyor:
Kudâme b. Maz’ûn ve Ebû Cendel el-Âs adlı sahâbîlerin iman ve salih amelde sebatkâr ve duyarlı davranan müminlerin vaktiyle tattıkları şeylerden dolayı sorumlu tutulmayacaklarını bildiren Mâide 5/93. ayeti delil göstererek içki içmeye devam etmeleri ve bundan dolayı cezalandırılmamaları gerektiğini söylemeleri de “te’vil varsa tekfir yoktur” ilkesine dair ilginç bir örnektir (Bkz. Ebû Muhammed Muvaffakuddîn İbn Kudâme, el-Muğnî, Dâru Âlemi’l-Kütüb, Riyad 1997, XII. 276-277).
Bu bilgiyi TDV İslam Ansiklopedisinde inceleyelim:
Hz. Ömer’in hilâfeti döneminde Bahreyn valiliğine getirildi. Kudâme bu görevde iken Abdülkays kabilesinin reisi Cârûd b. Muallâ Hz. Ömer’e onun içki içtiğini haber verdi, şahit olarak da Ebû Hüreyre’yi gösterdi. Ebû Hüreyre ise Kudâme’yi içki içerken değil sarhoşken gördüğünü söyledi. Hz. Ömer, muhtemelen Ebû Hüreyre’nin Cârûd’un kız kardeşiyle evli olması dolayısıyla bu şahitliği yeterli görmeyip Kudâme’yi cezalandırmayınca (Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, VIII, 316) Ebû Hüreyre, Kudâme’nin hanımı Hind bint Velîd’in şahitliğine başvurulabileceğini bildirdi. Hind de olayı doğrulayınca Hz. Ömer Kudâme’yi valilikten azlederek cezalandırmaya karar verdi (20/641). Suçlamayı kabul etmeyen Kudâme ise içki içmiş olsa bile, inandıktan sonra imanda ve iyi amelde sebat edenlerin tattıkları şeylerden dolayı sorumlu tutulmayacağını ifade eden âyeti (el-Mâide 5/93) delil göstererek cezalandırılmaması gerektiğini söyledi. Ancak Hz. Ömer bu âyeti yanlış yorumladığını belirterek ona seksen değnek vurulmasını emretti.
DİA Kudame bin Maz'un maddesi
Ebû Cendel’in Dımaşk’ta Dırâr b. Hattâb adlı sahâbî ile beraber şarap içtiği ve içkinin haram kılınmasından önce içenlerin samimi müslüman oldukları takdirde günahlarının bağışlanacağını bildiren âyeti (el-Mâide 5/93) kendi lehlerine yorumlamaya çalışması üzerine vali ve kumandan Ebû Ubeyde b. Cerrâh tarafından Halife Ömer’in emriyle cezalandırıldığı rivayet edilmiştir.
DİA Ebû Cendel Maddesi
Dikkat edilirse, Öztürk'ün "ayeti delil göstererek içki içmeye devam etmeleri" iddiası maddelerde yer almıyor. Doğru olan bu sahâbîlerin bir şekilde içki günahına bulaştıkları, ihbar edilip de, kendilerine had vurulması, yani değnek cezasına çarptırılması mevzubahis olunca, bundan kurtulmak için Maide, 93'ün teviline kalkıştıklarıdır.
Bunu hâdise ile alâkalı rivâyetlerde bulmaktayız:
Beyhakî'deki rivâyette, tevilin Ebû Ubeyde ra tarafından Hazret-i Ömer'e sorulması üzerine şu cevap gelir:
"Sana günahı süslü gösteren (şeytan), sana huccet de bulmuş!"
Yani nefsin veya şeytanın sana günah işlettiği gibi, bir de savunma hazırlamış. Bu sığındığın hüccetin aslı yoktur. Ebû Ubeyde'ye onlara had cezasını uygulamasını emreder.
Ebu Cendel ve yanındaki sahabîler yaklaşan harbi ileri sürerek, meâlen;
Ebu Cendel ve yanındaki sahabîler yaklaşan harbi ileri sürerek, meâlen;
"Cihada gidelim orada şehid olursak ne âlâ dönersek haddi uygularsın." derler. Bu teklifi Ebû Ubeyde kabul eder. İkisi şehid olur fakat Ebu Cendel geri döner.
Had ona uygulanır. yine de ağrına gittiği için sarsıntı geçirir. Fakat sonunda tevbe eder. Vaziyeti Hazret-i Ömer'e bildirilince, kendisine, tevbe telkin eden âyetleri mektup olarak gönderir ve Ebû Cendel toparlanır.
Mustafa Öztürk, bu sahâbîlerin ayeti tevil ederek, içkiyi içmelerinin misal olduğunu söylüyor? neye tekfir edilmemeye. Tam burada, verdiği misalin kendisine tam tersinden şahid olduğunu görüyoruz:
Taberî Tarihinde tevil edilen ibarenin, içkiyi yasaklayan âyetin sonundaki "Fe hel entüm müntehun?" "Artık vazgeçecek misiniz?" ibaresi olduğu anlatılır. Yani muhayyer bırakıldık, fakat vazgeçmedik, vazgeçemedik, şeklinde bir tevil... Yani âyetin hurmet ifade etmediği yönünde bir tevil.
Hz Ömer buna şu cevabı verir: Onlara şarabın hükmünü sor, "helal" derlerse öldür, haram derlerse haddi uygula!..
Onlar sorulduğun da haram! derler. Yani baştan beri yazdığımız üzere bu sahabîler, nefslerine uyup bir günah işlemişlerdir.
Celde, toplumda küçük düşüren bir cezadır. Caydırıcılığı da buradadır. Bilhassa Ebû Cendel, Süheyl bin Amr gibi Mekke'nin ileri gelenlerinden birinin oğludur ve böyle bir duruma düşmeyi hiç istemediği için, tevile başvurmuş olmalıdır. Yoksa haramı helâl saymak için değil. Nitekim Hz. Ömer de, tevili kabul etmemiştir.
Tevili eğer helâl saymak için yapsalardı, mürted addolunacaklardı. Fakat celdeden kurtulmak için yaptılar, bunda da tevilleri hüccet olarak kabul görmedi.
Dolayısıyla, günümüzde de, tevil yollu her şeyi söyleyebilirim, kimse beni tekfir edemez, etmemelidir düşüncesi (Öztürk'ün yazısının teması) doğru değildir.
İfade tarzı da, mezkûr sahâbîler, bu teville içki içmeye devam etmişler gibi bir mânâ barındırmaktadır ki, bu da doğru değildir. Sahâbîler masum değildir, günah işleyebilirler. Eğer küfre düşselerdi, artık onlardan sahâbî diye bahsetmeyecektik. Çünkü sahâbînin tarifinde "îman ile vefat etmek" şartı vardır.
Tevilin küfre mâni olmasının gerçek boyutu şudur:
Meselâ yaklaşan Kurban ibadeti, Hanefîlere göre vacibdir. Diğer üç mezhebe göre sünnet. Kevser Sûresi'ndeki âyeti Hanefîler, kurban için zannî bir delil görüp, kabul ederken, Şafiîler, bu ibarenin Kurban Bayramı ile alâkasının olmadığını söylerler. Nitekim ibarenin kalbinle yönel gibi mânâları da vardır. Bir Hanefî, Şafiî'ye dönüp siz Kevser sûresini inkâr ediyorsunuz, küfre girdiniz diyemez. Mülâmese'nin abdesti bozup bozmaması vb. teviller de böyledir.
Yani tevilin umumî mânâda makbul bir içtihad olması lâzımdır. Zaruriyyât dediğimiz sahada, böyle bir tevilin kabul görmesine imkân yoktur. Çünkü içki nass ile haram kılındığı gibi, Peygamber Efendimiz'in içki içenlere had uyguladığı da sabittir.
Nitekim, "Yakîn gelinceye kadar ibâdet et!", "....Namaza yaklaşmayın." gibi âyetler de böyle merdut, reddedilmiş tevillere muhatap olmuştur.
Bir nükteyle bitirelim:
Karısını bid'at talakıyla, bütün haklarıyla boşayan bir adam İbn-i Abbas ra hazretlerinin yanına gelir ve yardım ister. O da yapacak bir şeyin kalmadığını bildirir. Adam feryat eder:
"Kim Allahtan korkarsa, sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder." buyurulmuyor mu?
İbn-i Abbas sinirlenir:
"Sen Allah'tan korkmadın ve sünnî talak yerine bid'î talaka giriştin. Şimdi ne çıkış yolu bekliyorsun?"
Mâide 93'te içki haram olmadan önce içki içmiş ve îmanla vefat etmiş kişiler hakkında dahî takva şartını koymuş Cenâb-ı Hak... Tevillerin insanı küfür ve dalâletten muhafaza edebilmesi için de, fikrî, zihnî, kalbî bir takvâ duygusu içinde olması şart... Öyle değil mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder