https://islamansiklopedisi.org.tr/dertli
Cümle düşüklüğü:
"O yıllarda devlet Anadolu’dan İstanbul’a gelip yerleşmeyi uygun bulmadığından o da İstanbul’da barınamayarak geri döndü."
Sanki İstanbul'a gelip yerleşmeyi uygun bulmayan bir "Devlet" var. Konuşma dilinde neyse de, redakte gören bir ansiklopedide beklenmeyecek bir hata.
"Dîvân-ı Derdli (İstanbul 1299, 1329) adıyla taş baskısı olarak birkaç defa basılmış olan divanının en güvenilir neşri Ahmet Talat (Bolu 1928) ve Haşim Nezihi Okay (İstanbul 1954) tarafından yapılanlardır."
"En güvenilir neşir" tek olur. Ama cümle iki ayrı neşir ile tamamlanıyor. En güvenilir neşirleri demeliydi.
Fikri Tenkit:
"Şiirleri pek çok yabancı kelime ve terkiplerle dolu olmasına rağmen belli bir lirizme sahiptir."
19. asırda yaşamış şairin kullandığı kelimeleri "yabancı" addetmesi, müellifin fikir ve ruh dünyasını mı yansıtıyor acaba? Bu da redakteden nasıl geçmiş diye düşündürüyor.
***
Mustafa ÇAĞRICI, "Adalet"
https://islamansiklopedisi.org.tr/adalet
Şûrâ sûresinin on beşinci âyetinde, Hz. Peygamber’in adâlet sıfatını kazanabilmesi, daveti yani risâlet görevini yerine getirmesi, bu konuda insanların keyfî istek ve arzularını hesaba katmaksızın ilâhî emirlerin gösterdiği şekilde doğru olması ve Allah’ın daha önceki kitaplarda bildirdiği ebedî gerçeklere inanması şartına bağlanmıştır. Buna göre adâlet, başkalarının gelişigüzel istek ve telkinlerinden etkilenmeyen istikrarlı bir doğruluk ve ahlâk kanununa itaatle gerçekleşen ruhî denge ve ahlâkî kemaldir.
Fakat âyette bu sebep-şart bağlantısına işaret eden bir şey yok:
***
Mustafa ÇAĞRICI, "Adalet"
https://islamansiklopedisi.org.tr/adalet
Şûrâ sûresinin on beşinci âyetinde, Hz. Peygamber’in adâlet sıfatını kazanabilmesi, daveti yani risâlet görevini yerine getirmesi, bu konuda insanların keyfî istek ve arzularını hesaba katmaksızın ilâhî emirlerin gösterdiği şekilde doğru olması ve Allah’ın daha önceki kitaplarda bildirdiği ebedî gerçeklere inanması şartına bağlanmıştır. Buna göre adâlet, başkalarının gelişigüzel istek ve telkinlerinden etkilenmeyen istikrarlı bir doğruluk ve ahlâk kanununa itaatle gerçekleşen ruhî denge ve ahlâkî kemaldir.
Fakat âyette bu sebep-şart bağlantısına işaret eden bir şey yok:
فَلِذٰلِكَ فَادْعُۚ وَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْۚ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍۚ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْۜ لَنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۜ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَاۚ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُۜ
"İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır."