21 Kasım 2019 Perşembe

İslam Ansiklopedisi maddelerine tenkitler:




Nuri YÜCE, "Dertli"
https://islamansiklopedisi.org.tr/dertli


Cümle düşüklüğü:

"O yıllarda devlet Anadolu’dan İstanbul’a gelip yerleşmeyi uygun bulmadığından o da İstanbul’da barınamayarak geri döndü." 

Sanki İstanbul'a gelip yerleşmeyi uygun bulmayan bir "Devlet" var. Konuşma dilinde neyse de, redakte gören bir ansiklopedide beklenmeyecek bir hata.

"Dîvân-ı Derdli (İstanbul 1299, 1329) adıyla taş baskısı olarak birkaç defa basılmış olan divanının en güvenilir neşri Ahmet Talat (Bolu 1928) ve Haşim Nezihi Okay (İstanbul 1954) tarafından yapılanlardır."

"En güvenilir neşir" tek olur. Ama cümle iki ayrı neşir ile tamamlanıyor. En güvenilir neşirleri demeliydi. 

Fikri Tenkit:

"Şiirleri pek çok yabancı kelime ve terkiplerle dolu olmasına rağmen belli bir lirizme sahiptir."

19. asırda yaşamış şairin kullandığı kelimeleri "yabancı" addetmesi, müellifin fikir ve ruh dünyasını mı yansıtıyor acaba? Bu da redakteden nasıl geçmiş diye düşündürüyor.

***

Mustafa ÇAĞRICI, "Adalet"
https://islamansiklopedisi.org.tr/adalet

Şûrâ sûresinin on beşinci âyetinde, Hz. Peygamber’in adâlet sıfatını kazanabilmesi, daveti yani risâlet görevini yerine getirmesi, bu konuda insanların keyfî istek ve arzularını hesaba katmaksızın ilâhî emirlerin gösterdiği şekilde doğru olması ve Allah’ın daha önceki kitaplarda bildirdiği ebedî gerçeklere inanması şartına bağlanmıştır. Buna göre adâlet, başkalarının gelişigüzel istek ve telkinlerinden etkilenmeyen istikrarlı bir doğruluk ve ahlâk kanununa itaatle gerçekleşen ruhî denge ve ahlâkî kemaldir.

Fakat âyette bu sebep-şart bağlantısına işaret eden bir şey yok:

فَلِذٰلِكَ فَادْعُۚ وَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْۚ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍۚ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْۜ لَنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۜ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَاۚ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُۜ

"İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır."  



6 Ağustos 2019 Salı

ZUHUR ŞEHVETİ


Bir zâtın "Maksat sünnete uymaksa annenizi öldürün yetim olmak sünnettir." lâfı bu kişinin zuhur şehvetinin dibine vurduğuna alâmet.

Zuhur şehveti, şöhret hastalığı tarzı bir şey. Reklâmın iyi veya kötüsü olmaz. Ben konuşulayım, insanlar benden bahsetsin de nasıl bahsederse bahsetsin, tarzı bir hastalık.

Ekranlarda abuk subuk sataşmalara giren birtakıp şarkıcı topçu popçuların böyle şeylere ihtiyacı vardır. Ama öyle veya böyle bir entelektüel için bu çok rezil bir durum.

Lâkin bunun sonu artık hayret bile uyandırmamak olur. Kedici Adnan'a artık şaşırmadığımız gibi.

Ona istediğini vermeyelim. Videosunu paylaşıp durmayalım. Görmezden gelelim. Belki ıslahına vesile oluruz.

Mustafa İslamoğlu'nun 2008'te yazdığı yazısı:

“Allah''ın bu meselede gerçek muradı nedir?” diye yola çıkan bir Kur''an aşığı, vara vara öyle bir noktaya gelmiş ki, orada kendini Rasulullah''ın, sahabenin, Hz. Aişe''nin, Hz. Fatıma''nın, müçtehid imamların uygulama ve tasdiklerinin karşısında, ama İlhan Selçuk''un, Fransız Masonlarının Üstad-ı Azamının, Bekir Coşkun''un, Türkan Saylan''ın, Özdemir İnce''nin ve bilumum İslam''a ve Kur''an''a mesafeli laikçilerin uygulama ve iddialarının yanında bulmuş. Sahi, ben şaşırmakta haksız mıyım?

Enes b. Malik''in beni hep titreten bir sözü vardır: “Nice Kur''an okuyan var ki, Kur''an ona lanet eder!”

21 Temmuz 2019 Pazar

ÂYÎNE ve AYN



Nic’anıı cânı gibii sevmeye buu tûti-i dil
Ruhu âyînesinee her bakıcak can görünür!..
(Hikmetî)

imâleler sesli harfi çift yazarak gösterildi.

Bu gönül papağanı (dudu kuşu), onu nasıl canı gibi sevmesin!
O yârin yanağına, o parlak aynaya ne zaman baksa ona can görünür.

Eskiden papağan cinsi, taklit öğretilen kuşları ayna ile terbiye ederlermiş.

Gönül böyle bir dudu kuşu, yârin yanağı da bir ayna.

Yârin yanağı öyle parlak ki oraya bakan kendini görür.

Muhabbet müşterek vasıfları gördükçe pekişir derler.

Mesnevî'de Hazret-i Peygamber'e, Ebû Cehil'in bakıp çirkin, Ebû Bekir -radıyallâhu anh-'in bakıp mükemmel, nûrânî bir sûret görmesi kıssası anlatılır. Allah Rasûlü, Ebu Cehil doğru söylüyor, benim yüzüm onun için bir aynadır der.

Gönül, dîdâr-ı yârda can bulur, can görür. Aşk, hayat kaynağıdır.

Yanak neticede tendir fakat orada can (ruh, insanın özü) görünür, denmesi de tahayyülde mücerred bir sayfa açar. Aslında gören ne kendini ne dîdârı görür, hüsn-i mutlakı görür, görebilirse...

Âyîne ve ayn, (ayna ve göz) sâfî ise...

Vezin zaruretiyle "Nice onu (ânı)" ifadesini bileştirerek, nic'anı yapmış ki, arkasından gelen "cânı" ile ayna ve karşısındaki varlık gibi bir tekerrür de meydana gelmiş.

4 Temmuz 2019 Perşembe

23 Haziran Seçimleri Üzerine



Hak, âlîdir. Hakikat mağlûp olmaz. Fakat hakkı hakkıyla temsil edemeyenler, bâtıla mağlûp olabilirler. Mevlâ, zafer günlerini tedâvül ettirir.

Yapılacak şey, bâtıla meyletmek değil, yeniden hak ve hakikati hakkıyla temsil etmeye gayret etmektir.

Meşhur misalle söylersek; Okçular tepesinin terk edilmesi, ganîmet düşkünlüğü, Ebû Süfyanların sesinin çok çıkmasına sebebiyet verir, İkrimelere galebe fırsatı sunar.

Fakat ders çıkarılırsa, birkaç yıla kalmaz, Ebû Süfyanlar da, İkrimeler de hak ve hakikatin safına koşarlar. Maksad da budur.

*

Ekonomi, fakirlik, işsizlik.. bu neticelerde müessirdir.
Şımarıklık, yükseklik kompleksi bu neticelerde müessirdir.

Bunun idarecilere yansıması, dürüstlük ve çalışkanlıkla, yoksullukla mücadele etmektir. Allah yar ve yardımcıları olsun.

Fakat her müslümana da, yardımlaşma, hayr u hasenâta koşma, kardeşinin derdiyle dertlenme mesajı vardır. Yolun başında, halkın teveccühünü kazanmakta, kimsesizlerin kimsesi olarak mesafe alınmıştır. Şimdi de yapılacak odur. Yardımlaşma, bağış yapma seferberliği, infak seferberliği lâzımdır.

"Bâtıla meyletmemeli" diye şunun için söylüyorum. Osmanlı son asırlarında düşmanları karşısında mağlup olunca dönüp, kendi öz değerlerinde suç aradı.

Hâlbuki, suç tembellikte idi, gevşeklikte idi, dünyaya düşkünlükte idi. Gelenekte, dinde, şeriatta değildi.
Şimdi de Ak Parti'yi, Suriyelilere destek olduğun için mağlûp oldun, One minute dediğin, İhvancı dış politika izlediğin için mağlûp oldun, imam hatip açtığın ve açmakta ısrar ettiğin için halkın bir kesiminden oy alamıyorsun vs. diye batıla meylettirmeye çalışanlar olacak.

Bu sebeple şu tahlil yapılmalı:

Mağlûbiyete sebebiyet veriyormuş gözükse de terk edilmeyecek doğrular vardır. (Millî mânevî duruş gibi) Çünkü sizi siz yapan odur. Diğer türlü, siz iktidarda olsanız da, o değerler olmadığı için, artık siz o eski siz değilsinizdir.

İktidar, gönüllere sevdirilmekle olur. Onun teminatı da, Meryem Sûresi'nin sonundaki hakikattir: "İman edip sâlih amel işleyenleri Allah, kullarına sevdirir." Başka türlü bir şeylerden taviz vererek sevilmek, geçicidir, nefsânîdir ve yok edicidir.

20 Haziran 2019 Perşembe

Strateji ve Takiyye Arasında Cübbeli'nin Kemalci Açılımı


Strateji mi Takiyye mi?


Cübbeli'nin Atatürk güzellemesinden, mâzîde de Zalim Timur'un, nasıl Emir Timurlaştırıldığını anlamak mümkün. Kendilerine göre strateji, dışarıdan bakanlara göre korku ve takiyye... Peki gerçekler değişir mi?

***

Strateji


Bir süredir Vatansever Kemalizm diye bir cereyan var. Doğu Perinçek, Oda Tv, Nihat Genç, Emin Şirin, Haydar Baş gibi çok farklı temsilcileri var.

O kadar farklı bir Kemalizm ki, kendilerini liberal, Hdp destekçisi, natocu vs. kemalistlerden ayırmak için, Atatürkçü veya Kemalist değil Kemalci gibi tabirler kullanıyorlar.

Onu aşırılıklarını hoş görerek, bir antiemperyalist, halkçı ve neticede devletin kurucusu diye bir nevi kutsuyorlar. Fakat çok komik vaziyetlere düşüyorlar. Dolmabahçe Sarayında lüks içinde ve astronomik bir servet bırakarak ölen bir "ebedî şef"ten (diktatörün nazikçe ifadesiydi bu tabir), bizi reaya olmaktan kurtaran, bize vatandaşlık ve ulus (?) bilinci kazandıran, halkçı bir kahraman çıkarmaya çalışıyorlar.

Altını çizmek istedikleri bir husus da şu:

"İslamcılar, Kemal Paşa düşmanı olunca, devletin de düşmanı oluyorlar. (Aslında bunun vebali Devleti bir şahsa endeksleyenlerin üzerine değil midir?) Bu yaklaşım yüzünden, meselâ açılımcılar, liberaller İslâmcıları kullanabiliyor. Hâlbuki geçmişe mazi deyip, onu devlet başkanı olarak benimsemeli, Cübbeli'nin dediği gibi, «sevilmez mi hiç!» demeliler. Vatanseverliğin gereği budur."

Hükûmetin "gazi" açılımı da bu taleplere bir cevaptır. 

Hâlbuki, müslümanların devlet şuurunun ne olduğu, bilhassa Tayyip Erdoğan gibi bir reis bulunca güzelce ortaya çıkmıştır. Cumhur ittifakının zemini de aslında budur. Hattâ aşırı devletçileştiğinden bile şikâyet etmişizdir.

Gelelim Kemal Paşa, bu vatansever arkadaşların, fikriyatlarını dayayabilecekleri kadar dayanıklı bir sütun mudur meselesine:

M. Kemal, Birinci Cihan Harbi sonrası bütün dünyada, bütün devletlerin kendi kabuğuna çekildiği bir devirde hüküm sürdü. İkinci cihan harbine doğru gidilirken de öldü. O devirde nasıl bir antiemperyalizm sergilemiş olabilir ki? Venizelos ile nasıl kaynattıkları, batılı gazetecilere nasıl beyanatlar verdikleri ortadadır. Sömürge altındaki onca Osmanlı bakayası hakkında o devrin "yurtta sus cihanda sus" diye tiye alınan bir kaçış ve ilgisizlik anlayışı vardı.

O kadar ki, BM'deki Cezayir'in bağımsızlığı oylamasında Yunanistan Evet derken, Türkiye çekimser kaldı. Daha önce de Tunus aleyhine Fransa lehine oy kullandı. Bunlar 50 sonrası evet, fakat bu dal hangi kökten sürdü?

Amerika henüz hegemonyasına başlamamıştı. İngilizlerle bir sürtüşmesini bilmiyoruz. Bugün bu Kemalcilerin dikkatimizi çektiği güney sınırımızı belirleyen Sykes-Picot olsun, doğu Akdeniz'deki problemleri doğuran Lozan'daki adaları bırakma basiretsizliği olsun, bunlarla alâkalı Kemal Paşa'dan, Hatay fırsatı dışında hiçbir hareket görmüyoruz. Bir işaret, bir hazırlık da yok.

Meselâ yine bu Kemalci gruptan Cem Gürdeniz, "Lozan'da donanmamız olsaydı o adaları bırakmazdık." diyor. Yani adaları almamanın bir yanlış olduğunu itiraf ediyor, fakat imkânsızlığa bağlıyor. Diyor ki, alsaydık koruyamazdık. Hâlbuki savaş sonrası kimse yeni bir savaş başlatamazdı. Aldığımız bizde kalırdı. Hattâ Kadir Mısıroğlu'nun anlattığı üzere, Limni adası verildiği hâlde heyetin gafleti yüzünden unutuldu.

Peki sorulacak soru: Aynı Gürdeniz diyor ki, "Fevzi Çakmak, donanma düşmanıydı."

O kim? Kemal Paşa'nın hiç değişmeyen Genel Kurmayı... Hani antiemperyalizm? Yoksa Savarona'dan donanmaya sıra mı gelmedi?

Kaldı ki biz İnebahtı'da donanması tamamen yok edildikten altı ay sonra yeniden donanma kurmuş, Çeşme'de donanması yakıldıktan 3 yıl sonra da donanmasını ihya etmiş bir milletiz. Osmanlının son yılları da Donanma hakikatini çok iyi anlamış ve efkâr-ı umumiyyeye de anlatmış bir şuur içindeydi. (Donanma Mecmuası v.b) Yani Lozan'da daha fazla adayı alıp, derhal koruyacak seviyeye gelmeliydik.

Cem Gürdeniz ve diğer Kemalciler, Kemal öncesini yokluk içinde bir reaya dönemi olarak göstermeye çok meraklılar. Meselâ ona göre biz hiç denizden anlamazmışız. Evet ecdadımızın Hind Denizinden öteye geçmemiş olmaları bir hatadır, fakat Kemal Paşa'nın bıraktığı gibi doğu Akdeniz'de de boğulmamıştık!

Bu strateji kısırdır. Kemal Paşa, Türk tarihinde bir Patrona Halil, bir Kabakçı Mustafa, bir Mustafa Reşid kadar ehemmiyete haizdir. O kadar. Hatasıyla savabıyla tarihe mal olmuştur. Ömrünün sonuna doğru da devrinde bolca emsâli bulunan şefler gibi yaşamıştır. Hele din aleyhine yaptıklarını bin Cübbeli, bin Haydar Baş bin okyanustan su getirseler temizleyemezler.

Alev Alatlı diyor ki, millet olarak en büyük zaafımız samimiyetsizlik...

Ben İsmail Ağa Kur'ân kursunda okudum. Allah selâmet ve âfiyet versin Ahmet Vanlıoğlu'nun açtığı diyanete bağlı bir kurs... Hemen İsmail Ağa camiinin sokağında. Biz resmî kurs olduğumuz için pantolon ceket giyiyorduk. Sınıflarda Kemal Paşa'nın resimleri vardı. Strateji, bunları görmezden gelmek üzerine kurulu.

Mahmud Efendi'nin daha sıkı talebeleri ise, gayr-i resmî kurslar açtılar. Niye? Kıyafet ve o levhalar sebebiyle.

Kadir Mısıroğlu'nun cenazesine katılanlar arasında en bâriz grup cübbeli sarıklı kardeşlerimizdi.

Şimdi Cübbeli diyor ki, "Nasıl sevmezsin!"

Acaba kursları resmîleştirmesi yönünde bir talimat aldı da stratejinin zemini bu mu?

***

Mahmud Efendi Hazretleri, bir süredir, beyanat veremeyecek bir sağlık durumu içinde. Cübbeli'nin, yaptıklarını, onun tasdik ettiğini söylemesi, edebe mugayirdir. En iyi ihtimalle hüsnükuruntusudur.

***

Kemalcilerin günümüzde müsbet noktası, hükümete, Amerikan muhâlifi çıkışlarında destek veriyor olmaları. Bunların dışındaki solcular, daha batıcı, hattâ ihânete varan bir dış politik duruş içindeler.

Fakat Kemalciler de, Çin ve Rusya dostu bir tavır içindeler. Dolayısıyla İran ve Esed dostu da oluyorlar. Zaten mühim bir kısmı geçmişin Maocuları. Yakın geçmişin Avrasyacı ulusalcıları... Yani Ergekoncuları...

Olabilirler de, ben bunu nasıl antiemperyalizmle, vatanseverlikle bağdaştırıyorlar, burayı hiç anlayamıyorum.

Bunlara göre, şu anda Uygur'u kaşımamak lâzım. Çünkü Abd büyük düşman. Ona karşı Çin'e yakın durmak gerekiyor. Yine Kırım'ı vs.'yi görmeyip Rus taraftarı olmak gerekiyor. Avrasyacılık... Hâlbuki 28 Şubat'ın da Avrasyacı olduğunu biliyoruz. Amerikan destekli Fetö, Ergenekon'da bunları ayıklamıştı. Şimdi onlar 15 Temmuz sonrası Amerikancıları ayıkladılar.

Türkiye’nin ihtiyacı ise, Cumhuriyet öncesini inkâr etmeden, yeniden keşfetmek ve idealizm ile realizmi birleştiren hakkaniyetli bir siyasetle, bölgede müstakil (bağımsız) bir güç olmaktır.

***

Meselâ Kemalcilere göre, Türkiye Mısır'da ve Suriye'de İhvancı bir dış politika izlediği için, yanlış yapıyor. İyi de, Amerika, BAE ve İsrail'i karşısına almasına sebebiyet veren de bu hakkaniyetli tavırdır. Onların teklifi tamamen Çin güdümünde omurgasız bir dış politikadır.

***

Kemalci ulusalcıların dış politikalarının aslında ne kadar bizden uzak olduğuna tipik bir misal:


https://www.youtube.com/watch?v=t2dZ79gO29I


Bu, etrafta da hayli yayılmış olan videonun 08:40 dakikasında, Kosova'nın Sırbistan'dan ayrılması kötü bir şey gibi gösteriliyor. Hattâ bunu sağlayan UÇK, terör örgütü olarak lanse ediliyor. Halbuki UÇK, bizim gönlümüzde oranın Kuvâyımilliyesidir. Fakat Slav-Sırp-Rus-Tito bakış açısından bakınca oradaki müslüman arnavutların istiklâl teşkilatı, terör örgütü olarak görülüyor.


Kemal Paşa’ya sevgi atfetmek için, Balkanları misal veren Cübbeli, acaba bu bakış açısını biliyor mu? Fakir, Makedonya’yı ziyaret ettim. Orada UÇK sayesinde müslümanların hakları korundu. Camileri ihyâ edildi. Tekkeleri meyhane olmaktan kurtuldu.

Onlar bizim Cumhuriyet'e bakışımızı değiştirmemizi istiyorlarsa biz de onlardan Cumhuriyet öncesi müslüman Türkiye tarihine, balkanlardaki İslâmî varlığa, Arap ülkelerindeki İslâmî hareketlere bakışlarını gözden geçirmelerini istemek durumundayız.

***

Ülke içinde de, Fetö tasfiyesi hususunda hükümete destek oluyorlar. Hattâ bu noktada belli bir dozajda intikam içindeler. Belki zaman zaman dile getirilen, Fetö’yle mücadelenin haddini aşması meselesi bunlar yüzünden oluyor.

Aynı grup, Fetö ile diğer bütün tarikat ve cemaatleri aynı kefeye koyuyor ve hepsine düşmanlık yapıyor. (Oda tv yayını Metastaz vs. incelenebilir.)

Bu da İslamcıların bu grupla kaynaşamayacağı noktaların en mühimlerinden biri.

***

Şunu da söyleyelim ki, İslamcılar anarşizm seviyesinde hiçbir zaman devlete düşman olmadılar. Müslümanların tavrı «Buğz fillâh; müstehakkına nefret» çerçevesinden ibarettir. Hattâ Nato’ya girmek için ABD’nin isteğiyle gidilen Kore harbine neredeyse mâneviyat içinde koştular. 15 Temmuz’daki halkın tavrı bunun son güzel misalidir. O gün, Saraçhane önünde, şehid oluruz temennisiyle abdest alan cübbelilerin, Cübbeli eliyle devlet kurucusuna (!) biat tazelemeye hiç ihtiyaçları yoktur!..

21 Mayıs 2019 Salı

Oruca saygı mı oruçluya saygı mı?



Ramazan günü alenen yiyip içmekte iki tür saygısızlıktan bahsedilebilir:
1. İnsanî olarak; aç susuz insanların karşısında bir şey yiyip içmeme ahlâkı.
2. Kudsiyete saygı. Başkasının mukaddes gördüğü bir şey olsa bile.
Dindar insanlar aslında birincisinden ziyade, ikincisini istiyoruz. Nitekim nâfile oruçlarda böyle bir saygı pek beklenmez. Fakat Ramazan'da bu saygıyı isterken de, bir nezâketten ziyade, bir boyun eğiş mi bekliyoruz acaba?
Açıktan yiyip içenler de aslında birincisinden ziyade, ikincisini göstermemek için diretiyor. Muhtemelen samimiyeti olduğu bir oruçluya yapamayacağını sokakta sergilemeyi mârifet biliyor.
Sanki mukaddese hürmet göstermeyi bir yük, bir baskı, bir esaret gibi görüyor. Hâlbuki birinci açıdan baksa; vicdanen daha fazla hürmetkâr olmak isteyecektir. Zira ahlâkın, nezaketin, zarafetin hiçbir maddesi esaret olarak görülmemelidir. Muâşeret âdâbı, görgü kaideleri toplu hâlde yaşamanın karşılıklı incelikleridir.
Meselenin bir noktası da şu: Sadece ramazan değil, her sahada inceliklerden uzaklaşan bir toplum hâline geliyoruz.
Nitekim geçmişte, sadece oruçlular görmesin diye değil, fakir-fukara görmesin diye de, lokantalara perde gerilir imiş.
İnsan; bir şey yiyip içerken birisi yanına gelse, ona ikram etmek ister, onun karşısında oturup yiyip içemez (idi).
Bir başka açı:
Mevlânâ Hazretleri, Hz. Musa'ya; "Önce sen mi atarsın, yoksa biz mi atalım?" diye nezaket gösteren sihirbazların, belki de bu incelik vesilesiyle hidâyete nâil olduklarını bildirir. Belki de seküler hayatlarını, bir insanî incelik için bile bozmak istemeyenlerin korkusu budur: Ya bizi o rûhâniyet çekiverir ise...
Sözün özü:
Hürriyet ve serbestiyetin tadını çıkardığını sanan arkadaş!
Neler kaybettiğini bir bilebilsen!..

23 Mart 2019 Cumartesi

BİZİ ASIL SEVİNDİRECEK OLAN...


Mekke devriydi. Müslümanlara zulmeden, hakaret eden, istihzâ eden müşrikler olduğu gibi, onlara akrabalık bağları, insaniyet vb. sebeplerle zaman zaman destek çıkan insaflı müşrikler de oluyordu. Boykotun sona ermesi, bazı müslümanların himâye altına alınması gibi faaliyetlerde bu isimlerin imzası vardır.

Câhiliyyenin asabiyet ve mürûet mantığında da böylesi sahip çıkmalar devrin tarzına uygundu. Hz. Hamza'nın EbuCehil'in kafasına indirdiği yay, başlangıçta, yeğenini himâyeden başka bir mânâ taşımıyordu. Hz. Hamza'yı asıl sarsıp hidayete getiren, Mübârek yeğeninin, "Beni bu sevindirmez!, Beni senin hidâyete gelmen sevindirir." demesiydi.

Bu insaflılardan biri olan Hakîm bin Hizam, müşrik saflarında bulunduğu Bedir harbinin hiç başlamaması için de gayret etmişti. Fakat savaşa mani olamadı, müslümanlara esir düştü, fidye ile kurtuldu. Daha sonra müslüman oldu. Bedir'de bir kâfir olarak ölüp gitmekten kurtuluşu için hep Allah'a şükrederdi. Câhiliyyedeki iyiliklerinin bir karşılığı olup olmadığını sorduğunda, Efendimiz'den, bunların salih amel sayılmayacağı, fakat kendisinin hidâyeti için bir vesile olduğu cevabını aldı.

Bunları niye anlatıyorum.

Yeni Zelanda'da ve sair yerlerde imaj düzeltmek ile müslümanlara sahip çıkmak, vicdan pansumanlamak ile insanlık göstermek arasında bir yerlerde duran faaliyetlere bakışımız ve alkışımızda, yine İslâmî bir hassasiyet taşımamız icab eder.

Aşağılık kompleksimiz böyle yüzde yüz haklı olduğumuz durumlarda dahî devreye giriyor, yapılan şirinliklere hayranlığımız, gördüğümüz haksızlıkları unutturuyor. Bu şirinlikleri yapan batı hâlâ Akdeniz'de binlerce mülteciyi boğmaya devam ediyor. İslam dünyasının her yerinde fitne-fesadı körüklemeye devam ediyor. İçlerinden vicdanlı, insaflı insanlar vardır. Onlar için de elbette hidâyete erişmeleri niyazımız var. Aslında hepsi için var. Ama o kadar...

Dünkü asabiyet ve mürûet gibi bugün de, böyle çoğulcu, liberal, toleranslı davranışlar kimi kesimler için bir iç tutarlılığa sahip davranışlar. Hattâ biraz şüpheci bir okumayla; "Bakın sizde de bizde de dinler nasıl ayrıştırıyor. Biz bilimci, aydın, ateist topluluklar nasıl da tahammüllüyüz, görün de ibret alın!" gibi bir maksat bile taşıyabiliyor.

Bizi asıl memnun edecek, unutulup gidilecek bu merasimler değil. Bizi asıl sevindirecek olan onların hidâyetidir. Hakk'ın son mesajının insanlığa ulaşmasının önündeki her türlü engelin kalkmasıdır. Zulmün, fitnenin, fesadın sona ermesidir.

Vesselâm...

23 Mart 2019