Strateji
mi Takiyye mi?
Cübbeli'nin Atatürk güzellemesinden, mâzîde de Zalim Timur'un,
nasıl Emir Timurlaştırıldığını anlamak mümkün. Kendilerine göre strateji,
dışarıdan bakanlara göre korku ve takiyye... Peki gerçekler değişir mi?
***
Strateji
Bir süredir Vatansever Kemalizm diye bir cereyan var. Doğu
Perinçek, Oda Tv, Nihat Genç, Emin Şirin, Haydar Baş gibi çok farklı
temsilcileri var.
O kadar farklı bir Kemalizm ki, kendilerini liberal, Hdp
destekçisi, natocu vs. kemalistlerden ayırmak için, Atatürkçü veya Kemalist
değil Kemalci gibi tabirler kullanıyorlar.
Onu aşırılıklarını hoş görerek, bir antiemperyalist, halkçı ve
neticede devletin kurucusu diye bir nevi kutsuyorlar. Fakat çok komik
vaziyetlere düşüyorlar. Dolmabahçe Sarayında lüks içinde ve astronomik bir
servet bırakarak ölen bir "ebedî şef"ten (diktatörün nazikçe
ifadesiydi bu tabir), bizi reaya olmaktan kurtaran, bize vatandaşlık ve ulus
(?) bilinci kazandıran, halkçı bir kahraman çıkarmaya çalışıyorlar.
Altını çizmek istedikleri bir husus da şu:
"İslamcılar, Kemal Paşa düşmanı olunca, devletin de düşmanı
oluyorlar. (Aslında bunun vebali Devleti bir şahsa endeksleyenlerin üzerine
değil midir?) Bu yaklaşım yüzünden, meselâ açılımcılar, liberaller İslâmcıları
kullanabiliyor. Hâlbuki geçmişe mazi deyip, onu devlet başkanı olarak
benimsemeli, Cübbeli'nin dediği gibi, «sevilmez mi hiç!» demeliler.
Vatanseverliğin gereği budur."
Hükûmetin "gazi" açılımı da bu taleplere bir cevaptır.
Hâlbuki, müslümanların devlet şuurunun ne olduğu, bilhassa
Tayyip Erdoğan gibi bir reis bulunca güzelce ortaya çıkmıştır. Cumhur
ittifakının zemini de aslında budur. Hattâ aşırı devletçileştiğinden bile
şikâyet etmişizdir.
Gelelim Kemal Paşa, bu vatansever arkadaşların, fikriyatlarını
dayayabilecekleri kadar dayanıklı bir sütun mudur meselesine:
M. Kemal, Birinci Cihan Harbi sonrası bütün dünyada, bütün
devletlerin kendi kabuğuna çekildiği bir devirde hüküm sürdü. İkinci cihan
harbine doğru gidilirken de öldü. O devirde nasıl bir antiemperyalizm
sergilemiş olabilir ki? Venizelos ile nasıl kaynattıkları, batılı gazetecilere
nasıl beyanatlar verdikleri ortadadır. Sömürge altındaki onca Osmanlı bakayası
hakkında o devrin "yurtta sus cihanda sus" diye tiye alınan bir kaçış
ve ilgisizlik anlayışı vardı.
O kadar ki, BM'deki Cezayir'in bağımsızlığı oylamasında
Yunanistan Evet derken, Türkiye çekimser kaldı. Daha önce de Tunus aleyhine
Fransa lehine oy kullandı. Bunlar 50 sonrası evet, fakat bu dal hangi kökten
sürdü?
Amerika henüz hegemonyasına başlamamıştı. İngilizlerle bir
sürtüşmesini bilmiyoruz. Bugün bu Kemalcilerin dikkatimizi çektiği güney
sınırımızı belirleyen Sykes-Picot olsun, doğu Akdeniz'deki problemleri doğuran
Lozan'daki adaları bırakma basiretsizliği olsun, bunlarla alâkalı Kemal
Paşa'dan, Hatay fırsatı dışında hiçbir hareket görmüyoruz. Bir işaret, bir
hazırlık da yok.
Meselâ yine bu Kemalci gruptan Cem Gürdeniz, "Lozan'da
donanmamız olsaydı o adaları bırakmazdık." diyor. Yani adaları almamanın
bir yanlış olduğunu itiraf ediyor, fakat imkânsızlığa bağlıyor. Diyor ki,
alsaydık koruyamazdık. Hâlbuki savaş sonrası kimse yeni bir savaş başlatamazdı.
Aldığımız bizde kalırdı. Hattâ Kadir Mısıroğlu'nun anlattığı üzere, Limni adası
verildiği hâlde heyetin gafleti yüzünden unutuldu.
Peki sorulacak soru: Aynı Gürdeniz diyor ki, "Fevzi Çakmak,
donanma düşmanıydı."
O
kim? Kemal Paşa'nın hiç değişmeyen Genel Kurmayı... Hani antiemperyalizm? Yoksa
Savarona'dan donanmaya sıra mı gelmedi?
Kaldı ki biz İnebahtı'da donanması tamamen yok edildikten altı
ay sonra yeniden donanma kurmuş, Çeşme'de donanması yakıldıktan 3 yıl sonra da
donanmasını ihya etmiş bir milletiz. Osmanlının son yılları da Donanma
hakikatini çok iyi anlamış ve efkâr-ı umumiyyeye de anlatmış bir şuur
içindeydi. (Donanma Mecmuası v.b) Yani Lozan'da daha fazla adayı alıp, derhal
koruyacak seviyeye gelmeliydik.
Cem Gürdeniz ve diğer Kemalciler, Kemal öncesini yokluk içinde
bir reaya dönemi olarak göstermeye çok meraklılar. Meselâ ona göre biz hiç
denizden anlamazmışız. Evet ecdadımızın Hind Denizinden öteye geçmemiş olmaları
bir hatadır, fakat Kemal Paşa'nın bıraktığı gibi doğu Akdeniz'de de
boğulmamıştık!
Bu strateji kısırdır. Kemal Paşa, Türk tarihinde bir Patrona
Halil, bir Kabakçı Mustafa, bir Mustafa Reşid kadar ehemmiyete haizdir. O
kadar. Hatasıyla savabıyla tarihe mal olmuştur. Ömrünün sonuna doğru da
devrinde bolca emsâli bulunan şefler gibi yaşamıştır. Hele din aleyhine
yaptıklarını bin Cübbeli, bin Haydar Baş bin okyanustan su getirseler
temizleyemezler.
Alev Alatlı diyor ki, millet olarak en büyük zaafımız
samimiyetsizlik...
Ben İsmail Ağa Kur'ân kursunda okudum. Allah selâmet ve âfiyet
versin Ahmet Vanlıoğlu'nun açtığı diyanete bağlı bir kurs... Hemen İsmail Ağa camiinin
sokağında. Biz resmî kurs olduğumuz için pantolon ceket giyiyorduk. Sınıflarda
Kemal Paşa'nın resimleri vardı. Strateji, bunları görmezden gelmek üzerine
kurulu.
Mahmud Efendi'nin daha sıkı talebeleri ise, gayr-i resmî kurslar
açtılar. Niye? Kıyafet ve o levhalar sebebiyle.
Kadir Mısıroğlu'nun cenazesine katılanlar arasında en bâriz grup
cübbeli sarıklı kardeşlerimizdi.
Şimdi Cübbeli diyor ki, "Nasıl sevmezsin!"
Acaba kursları resmîleştirmesi yönünde bir talimat aldı da
stratejinin zemini bu mu?
***
Mahmud Efendi Hazretleri, bir
süredir, beyanat veremeyecek bir sağlık durumu içinde. Cübbeli'nin,
yaptıklarını, onun tasdik ettiğini söylemesi, edebe mugayirdir. En iyi
ihtimalle hüsnükuruntusudur.
***
Kemalcilerin
günümüzde müsbet noktası, hükümete, Amerikan muhâlifi çıkışlarında destek
veriyor olmaları. Bunların dışındaki solcular, daha batıcı, hattâ ihânete varan
bir dış politik duruş içindeler.
Fakat
Kemalciler de, Çin ve Rusya dostu bir tavır içindeler. Dolayısıyla İran ve Esed
dostu da oluyorlar. Zaten mühim bir kısmı geçmişin Maocuları. Yakın geçmişin Avrasyacı
ulusalcıları... Yani Ergekoncuları...
Olabilirler
de, ben bunu nasıl antiemperyalizmle, vatanseverlikle bağdaştırıyorlar, burayı
hiç anlayamıyorum.
Bunlara
göre, şu anda Uygur'u kaşımamak lâzım. Çünkü Abd büyük düşman. Ona karşı Çin'e
yakın durmak gerekiyor. Yine Kırım'ı vs.'yi görmeyip Rus taraftarı olmak
gerekiyor. Avrasyacılık... Hâlbuki 28 Şubat'ın da Avrasyacı olduğunu biliyoruz.
Amerikan destekli Fetö, Ergenekon'da bunları ayıklamıştı. Şimdi onlar 15 Temmuz
sonrası Amerikancıları ayıkladılar.
Türkiye’nin
ihtiyacı ise, Cumhuriyet öncesini inkâr etmeden, yeniden keşfetmek ve idealizm
ile realizmi birleştiren hakkaniyetli bir siyasetle, bölgede müstakil (bağımsız)
bir güç olmaktır.
***
Meselâ
Kemalcilere göre, Türkiye Mısır'da ve Suriye'de İhvancı bir dış politika
izlediği için, yanlış yapıyor. İyi de, Amerika, BAE ve İsrail'i karşısına
almasına sebebiyet veren de bu hakkaniyetli tavırdır. Onların teklifi tamamen
Çin güdümünde omurgasız bir dış politikadır.
***
Kemalci ulusalcıların dış
politikalarının aslında ne kadar bizden uzak olduğuna tipik bir misal:
https://www.youtube.com/watch?v=t2dZ79gO29I
Bu,
etrafta da hayli yayılmış olan videonun 08:40 dakikasında, Kosova'nın
Sırbistan'dan ayrılması kötü bir şey gibi gösteriliyor. Hattâ bunu sağlayan
UÇK, terör örgütü olarak lanse ediliyor. Halbuki UÇK, bizim gönlümüzde oranın
Kuvâyımilliyesidir. Fakat Slav-Sırp-Rus-Tito bakış açısından bakınca oradaki
müslüman arnavutların istiklâl teşkilatı, terör örgütü olarak görülüyor.
Kemal
Paşa’ya sevgi atfetmek için, Balkanları misal veren Cübbeli, acaba bu bakış
açısını biliyor mu? Fakir, Makedonya’yı ziyaret ettim. Orada UÇK sayesinde
müslümanların hakları korundu. Camileri ihyâ edildi. Tekkeleri meyhane olmaktan
kurtuldu.
Onlar
bizim Cumhuriyet'e bakışımızı değiştirmemizi istiyorlarsa biz de onlardan
Cumhuriyet öncesi müslüman Türkiye tarihine, balkanlardaki İslâmî varlığa, Arap
ülkelerindeki İslâmî hareketlere bakışlarını gözden geçirmelerini istemek
durumundayız.
***
Ülke
içinde de, Fetö tasfiyesi hususunda hükümete destek oluyorlar. Hattâ bu noktada
belli bir dozajda intikam içindeler. Belki zaman zaman dile getirilen, Fetö’yle
mücadelenin haddini aşması meselesi bunlar yüzünden oluyor.
Aynı
grup, Fetö ile diğer bütün tarikat ve cemaatleri aynı kefeye koyuyor ve hepsine
düşmanlık yapıyor. (Oda tv yayını Metastaz vs. incelenebilir.)
Bu da
İslamcıların bu grupla kaynaşamayacağı noktaların en mühimlerinden biri.
***
Şunu
da söyleyelim ki, İslamcılar anarşizm seviyesinde hiçbir zaman devlete düşman
olmadılar. Müslümanların tavrı «Buğz fillâh; müstehakkına nefret» çerçevesinden
ibarettir. Hattâ Nato’ya girmek için ABD’nin isteğiyle gidilen Kore harbine
neredeyse mâneviyat içinde koştular. 15 Temmuz’daki halkın tavrı bunun son
güzel misalidir. O gün, Saraçhane önünde, şehid oluruz temennisiyle abdest alan
cübbelilerin, Cübbeli eliyle devlet kurucusuna (!) biat tazelemeye hiç
ihtiyaçları yoktur!..