20 Haziran 2019 Perşembe

Strateji ve Takiyye Arasında Cübbeli'nin Kemalci Açılımı


Strateji mi Takiyye mi?


Cübbeli'nin Atatürk güzellemesinden, mâzîde de Zalim Timur'un, nasıl Emir Timurlaştırıldığını anlamak mümkün. Kendilerine göre strateji, dışarıdan bakanlara göre korku ve takiyye... Peki gerçekler değişir mi?

***

Strateji


Bir süredir Vatansever Kemalizm diye bir cereyan var. Doğu Perinçek, Oda Tv, Nihat Genç, Emin Şirin, Haydar Baş gibi çok farklı temsilcileri var.

O kadar farklı bir Kemalizm ki, kendilerini liberal, Hdp destekçisi, natocu vs. kemalistlerden ayırmak için, Atatürkçü veya Kemalist değil Kemalci gibi tabirler kullanıyorlar.

Onu aşırılıklarını hoş görerek, bir antiemperyalist, halkçı ve neticede devletin kurucusu diye bir nevi kutsuyorlar. Fakat çok komik vaziyetlere düşüyorlar. Dolmabahçe Sarayında lüks içinde ve astronomik bir servet bırakarak ölen bir "ebedî şef"ten (diktatörün nazikçe ifadesiydi bu tabir), bizi reaya olmaktan kurtaran, bize vatandaşlık ve ulus (?) bilinci kazandıran, halkçı bir kahraman çıkarmaya çalışıyorlar.

Altını çizmek istedikleri bir husus da şu:

"İslamcılar, Kemal Paşa düşmanı olunca, devletin de düşmanı oluyorlar. (Aslında bunun vebali Devleti bir şahsa endeksleyenlerin üzerine değil midir?) Bu yaklaşım yüzünden, meselâ açılımcılar, liberaller İslâmcıları kullanabiliyor. Hâlbuki geçmişe mazi deyip, onu devlet başkanı olarak benimsemeli, Cübbeli'nin dediği gibi, «sevilmez mi hiç!» demeliler. Vatanseverliğin gereği budur."

Hükûmetin "gazi" açılımı da bu taleplere bir cevaptır. 

Hâlbuki, müslümanların devlet şuurunun ne olduğu, bilhassa Tayyip Erdoğan gibi bir reis bulunca güzelce ortaya çıkmıştır. Cumhur ittifakının zemini de aslında budur. Hattâ aşırı devletçileştiğinden bile şikâyet etmişizdir.

Gelelim Kemal Paşa, bu vatansever arkadaşların, fikriyatlarını dayayabilecekleri kadar dayanıklı bir sütun mudur meselesine:

M. Kemal, Birinci Cihan Harbi sonrası bütün dünyada, bütün devletlerin kendi kabuğuna çekildiği bir devirde hüküm sürdü. İkinci cihan harbine doğru gidilirken de öldü. O devirde nasıl bir antiemperyalizm sergilemiş olabilir ki? Venizelos ile nasıl kaynattıkları, batılı gazetecilere nasıl beyanatlar verdikleri ortadadır. Sömürge altındaki onca Osmanlı bakayası hakkında o devrin "yurtta sus cihanda sus" diye tiye alınan bir kaçış ve ilgisizlik anlayışı vardı.

O kadar ki, BM'deki Cezayir'in bağımsızlığı oylamasında Yunanistan Evet derken, Türkiye çekimser kaldı. Daha önce de Tunus aleyhine Fransa lehine oy kullandı. Bunlar 50 sonrası evet, fakat bu dal hangi kökten sürdü?

Amerika henüz hegemonyasına başlamamıştı. İngilizlerle bir sürtüşmesini bilmiyoruz. Bugün bu Kemalcilerin dikkatimizi çektiği güney sınırımızı belirleyen Sykes-Picot olsun, doğu Akdeniz'deki problemleri doğuran Lozan'daki adaları bırakma basiretsizliği olsun, bunlarla alâkalı Kemal Paşa'dan, Hatay fırsatı dışında hiçbir hareket görmüyoruz. Bir işaret, bir hazırlık da yok.

Meselâ yine bu Kemalci gruptan Cem Gürdeniz, "Lozan'da donanmamız olsaydı o adaları bırakmazdık." diyor. Yani adaları almamanın bir yanlış olduğunu itiraf ediyor, fakat imkânsızlığa bağlıyor. Diyor ki, alsaydık koruyamazdık. Hâlbuki savaş sonrası kimse yeni bir savaş başlatamazdı. Aldığımız bizde kalırdı. Hattâ Kadir Mısıroğlu'nun anlattığı üzere, Limni adası verildiği hâlde heyetin gafleti yüzünden unutuldu.

Peki sorulacak soru: Aynı Gürdeniz diyor ki, "Fevzi Çakmak, donanma düşmanıydı."

O kim? Kemal Paşa'nın hiç değişmeyen Genel Kurmayı... Hani antiemperyalizm? Yoksa Savarona'dan donanmaya sıra mı gelmedi?

Kaldı ki biz İnebahtı'da donanması tamamen yok edildikten altı ay sonra yeniden donanma kurmuş, Çeşme'de donanması yakıldıktan 3 yıl sonra da donanmasını ihya etmiş bir milletiz. Osmanlının son yılları da Donanma hakikatini çok iyi anlamış ve efkâr-ı umumiyyeye de anlatmış bir şuur içindeydi. (Donanma Mecmuası v.b) Yani Lozan'da daha fazla adayı alıp, derhal koruyacak seviyeye gelmeliydik.

Cem Gürdeniz ve diğer Kemalciler, Kemal öncesini yokluk içinde bir reaya dönemi olarak göstermeye çok meraklılar. Meselâ ona göre biz hiç denizden anlamazmışız. Evet ecdadımızın Hind Denizinden öteye geçmemiş olmaları bir hatadır, fakat Kemal Paşa'nın bıraktığı gibi doğu Akdeniz'de de boğulmamıştık!

Bu strateji kısırdır. Kemal Paşa, Türk tarihinde bir Patrona Halil, bir Kabakçı Mustafa, bir Mustafa Reşid kadar ehemmiyete haizdir. O kadar. Hatasıyla savabıyla tarihe mal olmuştur. Ömrünün sonuna doğru da devrinde bolca emsâli bulunan şefler gibi yaşamıştır. Hele din aleyhine yaptıklarını bin Cübbeli, bin Haydar Baş bin okyanustan su getirseler temizleyemezler.

Alev Alatlı diyor ki, millet olarak en büyük zaafımız samimiyetsizlik...

Ben İsmail Ağa Kur'ân kursunda okudum. Allah selâmet ve âfiyet versin Ahmet Vanlıoğlu'nun açtığı diyanete bağlı bir kurs... Hemen İsmail Ağa camiinin sokağında. Biz resmî kurs olduğumuz için pantolon ceket giyiyorduk. Sınıflarda Kemal Paşa'nın resimleri vardı. Strateji, bunları görmezden gelmek üzerine kurulu.

Mahmud Efendi'nin daha sıkı talebeleri ise, gayr-i resmî kurslar açtılar. Niye? Kıyafet ve o levhalar sebebiyle.

Kadir Mısıroğlu'nun cenazesine katılanlar arasında en bâriz grup cübbeli sarıklı kardeşlerimizdi.

Şimdi Cübbeli diyor ki, "Nasıl sevmezsin!"

Acaba kursları resmîleştirmesi yönünde bir talimat aldı da stratejinin zemini bu mu?

***

Mahmud Efendi Hazretleri, bir süredir, beyanat veremeyecek bir sağlık durumu içinde. Cübbeli'nin, yaptıklarını, onun tasdik ettiğini söylemesi, edebe mugayirdir. En iyi ihtimalle hüsnükuruntusudur.

***

Kemalcilerin günümüzde müsbet noktası, hükümete, Amerikan muhâlifi çıkışlarında destek veriyor olmaları. Bunların dışındaki solcular, daha batıcı, hattâ ihânete varan bir dış politik duruş içindeler.

Fakat Kemalciler de, Çin ve Rusya dostu bir tavır içindeler. Dolayısıyla İran ve Esed dostu da oluyorlar. Zaten mühim bir kısmı geçmişin Maocuları. Yakın geçmişin Avrasyacı ulusalcıları... Yani Ergekoncuları...

Olabilirler de, ben bunu nasıl antiemperyalizmle, vatanseverlikle bağdaştırıyorlar, burayı hiç anlayamıyorum.

Bunlara göre, şu anda Uygur'u kaşımamak lâzım. Çünkü Abd büyük düşman. Ona karşı Çin'e yakın durmak gerekiyor. Yine Kırım'ı vs.'yi görmeyip Rus taraftarı olmak gerekiyor. Avrasyacılık... Hâlbuki 28 Şubat'ın da Avrasyacı olduğunu biliyoruz. Amerikan destekli Fetö, Ergenekon'da bunları ayıklamıştı. Şimdi onlar 15 Temmuz sonrası Amerikancıları ayıkladılar.

Türkiye’nin ihtiyacı ise, Cumhuriyet öncesini inkâr etmeden, yeniden keşfetmek ve idealizm ile realizmi birleştiren hakkaniyetli bir siyasetle, bölgede müstakil (bağımsız) bir güç olmaktır.

***

Meselâ Kemalcilere göre, Türkiye Mısır'da ve Suriye'de İhvancı bir dış politika izlediği için, yanlış yapıyor. İyi de, Amerika, BAE ve İsrail'i karşısına almasına sebebiyet veren de bu hakkaniyetli tavırdır. Onların teklifi tamamen Çin güdümünde omurgasız bir dış politikadır.

***

Kemalci ulusalcıların dış politikalarının aslında ne kadar bizden uzak olduğuna tipik bir misal:


https://www.youtube.com/watch?v=t2dZ79gO29I


Bu, etrafta da hayli yayılmış olan videonun 08:40 dakikasında, Kosova'nın Sırbistan'dan ayrılması kötü bir şey gibi gösteriliyor. Hattâ bunu sağlayan UÇK, terör örgütü olarak lanse ediliyor. Halbuki UÇK, bizim gönlümüzde oranın Kuvâyımilliyesidir. Fakat Slav-Sırp-Rus-Tito bakış açısından bakınca oradaki müslüman arnavutların istiklâl teşkilatı, terör örgütü olarak görülüyor.


Kemal Paşa’ya sevgi atfetmek için, Balkanları misal veren Cübbeli, acaba bu bakış açısını biliyor mu? Fakir, Makedonya’yı ziyaret ettim. Orada UÇK sayesinde müslümanların hakları korundu. Camileri ihyâ edildi. Tekkeleri meyhane olmaktan kurtuldu.

Onlar bizim Cumhuriyet'e bakışımızı değiştirmemizi istiyorlarsa biz de onlardan Cumhuriyet öncesi müslüman Türkiye tarihine, balkanlardaki İslâmî varlığa, Arap ülkelerindeki İslâmî hareketlere bakışlarını gözden geçirmelerini istemek durumundayız.

***

Ülke içinde de, Fetö tasfiyesi hususunda hükümete destek oluyorlar. Hattâ bu noktada belli bir dozajda intikam içindeler. Belki zaman zaman dile getirilen, Fetö’yle mücadelenin haddini aşması meselesi bunlar yüzünden oluyor.

Aynı grup, Fetö ile diğer bütün tarikat ve cemaatleri aynı kefeye koyuyor ve hepsine düşmanlık yapıyor. (Oda tv yayını Metastaz vs. incelenebilir.)

Bu da İslamcıların bu grupla kaynaşamayacağı noktaların en mühimlerinden biri.

***

Şunu da söyleyelim ki, İslamcılar anarşizm seviyesinde hiçbir zaman devlete düşman olmadılar. Müslümanların tavrı «Buğz fillâh; müstehakkına nefret» çerçevesinden ibarettir. Hattâ Nato’ya girmek için ABD’nin isteğiyle gidilen Kore harbine neredeyse mâneviyat içinde koştular. 15 Temmuz’daki halkın tavrı bunun son güzel misalidir. O gün, Saraçhane önünde, şehid oluruz temennisiyle abdest alan cübbelilerin, Cübbeli eliyle devlet kurucusuna (!) biat tazelemeye hiç ihtiyaçları yoktur!..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder