28 Kasım 2017 Salı

ÖZÜNE ŞAŞI BAKAN


Her şaşı bakanı görür sanma sen, 
Yerinde sayanı yürür sanma sen.

Âlim öğüdünü, zarar zannetmek,
Gaflettir, izzet ve gurur sanma sen!..

İlk emir "Oku!"dur, ikinci: "Korkut"
Telkini pamukla verir sanma sen!..

Nasihat yoluna, korkuluk olma,
Âlimler korkundan erir sanma sen!..

Ailem gül açar, gölge etmesen,
Hakk’ın güneşiyle kurur sanma sen!..

Takvayla sultandı, mümtaz vâliden,
Ceketle pantolon sürür sanma sen!..

Gönle irfan nûru, edep ve hayâ,
Örtü bir avuç kıl bürür sanma sen!..

Yuvası, hanımın huzur sarayı,
Dışta köleliği sürur sanma sen!..

Seni kapısından kovan Avrupa,
Oğlunu kızını korur sanma sen!..

Seni başına tâc eden yürekler,
Yalpalarsan senle vurur sanma sen!..

Medine’de ara, Hak ihsanını,
Çürük Çin malı elverir sanma sen!..

Her kayıt omzunda, seninle gelir,
Dünü dünde kalır, durur sanma sen!..

Her tohum ukbâda ya zakkum ya gül,
Bu fânî dünyada çürür sanma sen!..

"Çin'de bile olsa"

Hadîs zayıf. Fakat sahih ise de kastedilen -ne kadar uzakta olursa olsun- demektir. Çin, bilâd-ı Arab'a en uzak memleket olduğu için uzaklığından kinâye söylenmiştir. (Bizim Fizan'a gitsen dememiz gibi) Ülke olarak Çin kastedilmediği gibi, gavur bir memleketten de, bozuk bir ortamdan da ilim öğrenebilirsiniz mânâsı zinhar maksud değildir.

https://sunnah.one/…

https://al-maktaba.org/book/21550/41

https://al-maktaba.org/book/9576/171

24 Kasım 2017 Cuma

İSLÂMÎ MEDYA?


Bugün Yenişafak gazetesini okurken iki haber dikkatimi çekti:

4. sayfada Vadeli Çekler Tarih Oluyor başlıklı haberde Deniz Factoring firmasının "hizmet"inin haberi yapılıyor. Faktoring'i çek kırmanın resmî olanı olanı olarak biliyoruz. Tamamen haram bir uygulama.

9. sayfada ise bir kültür-sanat haberi var: Sanat Kimliğimizi Yansıtmalı başlıklı. Modern sanatçı olduğu anlaşılan şahıs sergisinin adını üretkenliği, dişiliği, doğurganlığı ve bereketi simgeleyen Kibele'ye gönderme yaparak Bereket koymuş. Yukarıdakini bulamadım. Fakat bu haberin internet versiyonunun bağlantısı şöyle: http://www.yenisafak.com/hayat/sanat-kimligimizi-yansitmali-2842319

Kibele bir put...

Müslüman hassasiyetlerimiz tamamen köreldi mi?

24 Kasım 2017

17 Kasım 2017 Cuma

SAHÂBE ASRINDA «KUR'ÂN'DA VAR MI?..» SUALLERİ



4276 - عبد الرزاق عن معمر عن الزهري عن عبد الله بن أبي بكر بن عبد الرحمن عن أمية بن عبد الله أنه قال لابن عمر نجد صلاة الخوف وصلاة الحضر في القرآن ولا نجد صلاة المسافر فقال بن عمر بعث الله نبيه ونحن أجفى الناس فنصنع كما صنع رسول الله صلى الله عليه و سلم
Abdullah b. Ömer’e (r.a),

-Bizler Kur’an’da korku namazını ve mukim namazını görebiliyoruz ancak seferde namazın nasıl kılınacağını ise göremiyoruz, denildiğinde şöyle cevap verdi:

-Allah (c.c) onu bize peygamber olarak gönderdiğinde biz kaba, sert ve cahil idik. (Ne biliyorsak onun öğrettikleriyle biliyoruz) Rasulullah bir şey yaptığı zaman biz de onun aynısını yapardık (o yolculukta namazı kısaltırdı)

(Ebu Bekir, Abdurrezzak, el-Musannef, thk. Habibu’r-Rahman el-A’zami, el-Mektebü’l-İslami, Beyrut, 1403, nr.4276.)

İbn-i Ömer Hazretlerinin soruyu yadırgadığı ve böyle bir cevap verdiği anlaşılıyor.

(حديث مرفوع) نا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ ، نا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ ، نا صُرَدُ بْنُ أَبِي الْمَنَازِلِ ، قَالَ : سَمِعْتُ حَبِيبَ بْنَ أَبِي فَضَالَةَ الْمَالِكِيَّ قَالَ : لَمَّا بُنِيَ هَذَا الْمَسْجِدُ مَسْجِدُ الْجَامِعُ ، قَالَ : وَعِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ جَالِسٌ فَذَكَرُوا عِنْدَهُ الشَّفَاعَةَ ، فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ : يَا أَبَا نُجَيْدٍ إِنَّكُمْ لَتُحَدِّثُونَا بِأَحَادِيثَ مَا نَجْدُ لَهَا أَصْلا فِي الْقُرْآنِ ، قَالَ : فَغَضِبَ وَقَالَ لِلرَّجُلِ قَرَأْتَ الْقُرْآنَ ؟ قَالَ : نَعَمْ ، قَالَ : فَهَلْ وَجَدْتَ فِيهِ صَلاةَ الْمَغْرِبِ ثَلاثًا ، وَصَلاةَ الْعِشَاءِ أَرْبَعًا ، وَالْغَدَاةَ رَكْعَتَيْنِ ، وَالأُولَى أَرْبَعًا ، وَالْعَصْرَ أَرْبَعًا ؟ قَالَ : لا ، قَالَ : فَعَمَّنْ أَخَذْتُمْ هَذَا الْبَيَانَ ؟ أَلَسْتُمْ عَنَّا أَخَذْتُمُوهُ ؟ ! أَوَجَدْتُمْ : فِي كُلِّ أَرْبَعِينَ دِرْهَمًا دِرْهَمًا ، وَمِنْ كُلِّ كَذَا وَكَذَا شَاةً كَذَا شَاةً ، وَمِنْ كُلِّ كَذَا وَكَذَا بَعِيرًا كَذَا بَعِيرًا ، أَوَجَدْتُمْ هَذَا فِي الْقُرْآنِ ؟ قَالَ : لا ، قَالَ : فَعَمَّنْ أَخَذْتُمْ هَذَا ؟ أَخَذْنَا عَنْ وَأَخَذْتُمُوهُ عَنَّا ، وَهَلْ وَجَدْتُمْ فِي الْقُرْآنِ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتِيقِ سورة الحج آية 29 وَجَدْتُمْ طُوفُوا سَبْعًا ، وَارْكَعُوا رَكْعَتَيْنِ خَلْفَ الْمَقَامِ ، أَوَجَدتُمْ هَذَا فِي الْقُرْآنِ ؟ عَمَّنْ أَخَذْتُمُوهُ ؟ أَلَسْتُمْ أَخَذْتُمُوهُ عَنَّا وأَخَذْنَاهُ عَنْ نَبِيِّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ؟ قَالَ : بَلَى ، قَالَ : وَجَدْتُمْ فِي الْقُرْآنِ لا جَلَبَ وَلا جَنَبَ وَلا جَنَبَ وَلا شِغَارَ فِي الإِسْلامِ أَوَجَدْتُمْ هَذَا فِي قَالَ : لا ، قَالَ عِمْرَانُ : فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، يَقُولُ : " لا جَلَبَ وَلا جَنَبَ وَلا شِغَارَ فِي الإِسْلامِ " أَسَمِعْتُمُ اللَّهَ يَقُولُ لأَقْوَامٍ فِي كِتَابِهِ مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ سورة المدثر آية 42 - 43حَتَّى شَفَاعَةُ الشَّافِعِينَ سورة المدثر آية 48 قَالَ حَبِيبٌ : فَأَنَا
سَمِعْتُ عِمْرَانَ بْنَ حُصَيْنٍ ، يَقُولُ : " الشَّفَاعَةُ نَافِعَةٌ دُونَ مَا تَسْمَعُونَ " .

Sahâbî İmran bin Husayn (r.a.) oturuyordu yanında şefaat mevzuunu zikrettiler. Topluluktan bir adam şöyle dedi:

"Yâ Ebâ Nüceyd (İmran Hazretlerinin künyesi)! Kur'ân'da aslını bulmadığımız birtakım hadisleri anlatıyorsunuz!?"

İmran Hazretleri hiddetlendi ve adama şöyle dedi:

"Kur'ân'ı okudun (değil mi?)"

"Evet."

"Onda akşam namazının üç (rekât), yatsı namazının 4 (rekât), sabah namazının 2 (rekât), öğle namazının 4 (rekât), ikinci namazının 4 (rekât) olduğunu bulabildin mi?"

"Hayır."

"Bunların beyanını böyle olduğunu kimden aldınız?  Bizden (Efendimiz'i görmüş sahâbîlerden) almadınız mı? 

Kırk dirhemden, 1 dirhem (zekât verileceğini), şu kadar koyundan şu kadar koyun (zekât verileceğini) şu kadar deveden şu kadar deve verileceğini bulabildin mi Kur'ân'da?"

"Hayır"

"Bunu kimden aldınız? Biz (Allah Rasûlü'nden) aldık, siz de bizden aldınız. 

Kur'ân'da buluyorsun ki:

"Beyt-i Atîk'i (Kâbe'yi) tavaf etsinler." (el-Hacc, 29) Fakat "7 kere tavaf edin, Makam(-ı İbrahim)in arkasında 2 rekât namaz kılın." emirlerini Kur'ân'da bulabildin mi? 

Bunları kimden aldınız? Bizden almadınız mı? Biz de Allah'ın Peygamberinden -sallâllâhu aleyhi ve sellem- almadık mı?"

"Evet öyle"

"Kur'ân'da «İslâm'da celeb, ceneb ve şiğar yoktur.» diye bir hüküm buldun mu? (Şiğar, berdel denilen mehirsiz kabileler arası karşılıklı gelin almaktır. Celeb, zekât toplama, ceneb yarış ile alâkalı Allah Rasûlü'nün kaldırdığı bazı uygulamalardır)"

Adam;

"Hayır." dedi. İmran Hazretleri:

"Fakat ben Allah Rasûlü'nün böyle buyurduğunu işittim. 

(Şefaat mevzuuna gelince) Allah Teâlâ'nın birtakım topluluklar hakkında şöyle buyurduğunu işittiniz, değil mi?

«Onlar cennetler içindedir. Günahkârlara: Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? diye uzaktan uzağa sorarlar. Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik,  Yoksulu doyurmuyorduk, (Bâtıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk, Sonunda bize ölüm geldi çattı. Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.» (el-Müddessir, 42-48)"

Habib der ki:

İmran bin Husayn ra diyordu: "Bu (âyette) işittikleriniz dışında şefaat fayda vericidir." 

(Müsned-i Rûyânî, Beyhakî)

380 - وأما الحديث الثاني " ، فحدثناه أبو بكر محمد بن عبد الله بن عتاب العبدي ، ببغداد ، ثنا محمد بن خليفة العاقولي غندر ، ثنا مسلم بن إبراهيم ، ثنا عقبة بن خالد الشني ، ثنا الحسن ، قال : بينما عمران بن حصين يحدث ، عن سنة نبينا صلى الله عليه وسلم إذ قال له رجل : يا أبا نجيد ، حدثنا بالقرآن ، فقال له عمران : " أنت وأصحابك يقرءون القرآن ، أكنت محدثي عن الصلاة وما فيها وحدودها ؟ أكنت محدثي عن الزكاة في الذهب والإبل والبقر وأصناف المال ؟ ولكن قد شهدت وغبت أنت " ، ثم قال : " فرض علينا رسول الله صلى الله عليه وسلم في الزكاة كذا وكذا " وقال الرجل : أحييتني أحياك الله . قال الحسن : فما مات ذلك الرجل حتى صار من فقهاء المسلمين .
عقبة بن خالد الشني من ثقات البصريين وعبادهم ، وهو عزيز الحديث ، يجمع حديثه فلا يبلغ تمام العشرة ، وصلى الله على محمد وآله أجمعين .


İmrân bin Husayn -radıyallâhu anh- bir mecliste Peygamber Efendimiz’in sünnetinden bahsediyordu. Mecliste bulunanlardan biri ona künyesiyle hitap ederek şöyle dedi:

“–Ebû Nüceyd! Bize Kur’ân’dan bahset!”

İmrân Hazretleri ona şöyle cevap verdi:

“–Sen ve arkadaşların Kur’ân’ı okuyorsunuz. Bana namazdan, içindekilerden, sınırlarından bahsedebilir misin? Fakat sen yok iken ben (bunların açıklamalarına) şahit olmuştum!”

İmrân bin Husayn, sonra;

“–Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bize zekât hususunda şöyle şöyle farz kıldı.” diye anlatmaya devam etti. Bunun üzerine adam şöyle dedi:

“–Beni ihyâ ettin, Allah da seni ihyâ etsin!” (Hâkim, Müstedrek, I, 180-181)

15 Kasım 2017 Çarşamba

MEAL ARARKEN DİKKAT


İnternette âyet-i kerîme meali aradığınızda ilk gelen siteler, İskender Mihr adlı itikadı bozuk adama ait siteler...

Meallerin arasında reklâmlarla vs. bu imkânı kullanıyorlar.

http://www.kuranmeali.org/

http://www.kurantefsiri.com/

http://www.kuranindir.com/

Mevzulara hâkim olmadan Kur'ân araştıran birçok kişiyi yanlış ve bozuk düşüncelere sürükleyebilirler.

Diyanet (ve bu güce sahip diğer dînî eğitim vb müesseseler) bu konuda kendi Kur'ân portallarının ve benzerlerinin ilk sıralara yükselmesi için çalışmalar yapmalı.

Tavsiye edilebilecek kaynaklar:

http://kuran.diyanet.gov.tr/

http://www.hasenat.net/

(Edit: Bu siteler Diyanet İşleri Başkanlığının talebiyle engellendi.)

Sıkıntılı mealleri eleyen şu siteyi ise tavsiye ederim:

http://www.kuranvemeali.com/ 

13 Kasım 2017 Pazartesi

GÜNÜMÜZE DERSLER 

Günümüze ibretler var:

Şuarâ Sûresi:

Firavun şöyle dedi:

"--(Ey Musa) Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin." ﴾18﴿"(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin." ﴾19﴿

Mûsâ şöyle dedi:

"--Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir halde iken (istemeyerek) yaptım." ﴾20﴿"Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı." ﴾21﴿
"Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir." ﴾22﴿


O günün İsrailoğullarını bugünün mültecileri, Avrupa gettolarında yaşayan ve Işid'e malzeme olan tahsilsiz, perişan, başı bozuk nesiller olarak görün.

O günün Firavun'u bugünün Batı'sı... Besle kargayı oysun gözünü diye düşünüyor, içindeki sosyal politikalarını sömüren (!) ve nankörlük eden unsurların yaptıklarını görünce. Hâlbuki bu kendi yaptıklarının neticesi.

O günün köleleştirmesini, sömürgecilik, asimilasyon, entegrasyon, İslâmsızlaştırma yönündeki bütün faaliyetler olarak görün...

DERSLER
1. Zulüm, zâlime döner.

2. Müslümanlar da dalâlette (yukarıda Hz. Musa'nın kendimi kaybetmiş bir hâlde diye tercüme edilen kısmın orijinali dâllîn, dalâlette iken) olabilirler, fitne-fesâda karışabilir, karıştırılabilirler.

3. Hakk'ı temsil edenlerin geçmiş yanlışları, tebliğde bulunmak istediklerinde karşılarına çıkar. İslâm'a fatura edilir.

3. Cinayet çözüm değildir. Uzaklaştırıcı, yıkıcı, ara bozucudur. Firavun'un zalimliği onun sivil halkına zulmetmeyi meşru kılmaz. Hz. Musa; "Sen de binlerce bebek öldürmüştün. Ne yapalım!" demiyor.

4. Müslümanlar hataen yaptıklarından pişman olurlar, yanlışlarını yanlış olarak ilan etmekten imtinâ etmezler. (Bunun düşmanlarının zâlimâne politikalarının neticesi olduğunu bilip söyleseler de yanlış yanlıştır, hatayı savunmazlar.)

5. Bataklığı kurutmak için büyük plânda sosyal çözümler gerekir. Köleleştirilmiş toplumlar, herkes için tehlikedir. Hz. Musa Firavun kavmiyle kavmini silahlı mücadele ile değil, evleri mescid hâline getirip mânevî eğitim yaparak, sonra da hicret ettirerek Ken'an diyarına götürerek, yolda daha bir çok imtihanlarla terbiye etti. Ancak kendisinden sonra Yuşa devrinde arzu edilen bir toplum inşa edilebildi.

12 Kasım 2017 Pazar

DUYAR KASMAK


Son devirlerin argosunda "gider yapmak, atar yapmak" tarzında bir tabir daha var:

Duyar kasmak...

Samimiyetsiz şekilde duyarlı, hassas bir insan taklidi yapanların hâlini tasvir ediyor.

İsmini ifade ederek birçok tenkitlerde bulunduğumuz, ilâhiyatçı Mustafa Öztürk'ün sergilemeye çalıştığı hassasiyetleri ifade edelim de, duyar mı kasıyor yoksa gerçekten de bir iç muhasebe geçiriyor siz karar verin.

Daha evvel literatüre "tinerci tefsirci" gibi sıfatları kazandıran, bazı programlarda Caner Taslaman gibi muârızlarına kameralar önünde "ayar veren" Mustafa Öztürk, bir yazısında artık kimseyle didişmeyeceğim demişti.

Son Dr. İhsan Şenocak tartışmalarında da kendisini twitter'da mension ile mevzuya dâhil etmeye çalışan bir kişiye de "hocamız bu tür münakaşalara girmek istemiyor." kabîlinden bir cevap verdirdi.

Lâkin 11 Kasım 2017 Karar yazısında yine duramadı:

"Günümüz Türkiye’sinde kendilerini dinî alanda konuşmaya salahiyetli gören birçok kişi ve grup belli ki şeytan taşlamaktan tavaf etmeye vakit bulamıyorlar. Öyle ki bu zevat dinî-ahlâkî kemâlâtın kendilerince şeytan addedilen kişiler ve kurumları taşlamakla kaim olduğunu zannediyorlar. Bu yüzden de kendi işlerini avukata havale edip sürekli olarak başkalarının ne yapıp ettikleriyle ilgileniyorlar. Sözgelimi, profesör unvanlı birisi çıkıyor, İlahiyat ve Diyanet hakkında, “Bunlar akrep” diyor."
"Profesör unvanlı bir başka şahıs çıkıyor, dinî anlayış ve kavrayış tarzı kendi zihnindeki sahih din anlayışından farklı olan İlahiyatçılara “Misyoner İlahiyatçılar” gibi son derece çirkin bir yafta yapıştırdıktan sonra, olanca gıybet ve nemimeyi boca ediyor. Yine profesör unvanlı bir diğer şahıs çıkıyor, hem Diyanet’e aklı sıra nizam veriyor hem de Kur’an merkezli ilmî faaliyetleriyle tanınmış bir kurumu “Kur’an’ı yıkmak”la itham edip hedef gösteriyor."
Yazı boyunca bu tür ikazları gıybet ve nemîme göstererek, hassasiyet gösterisi yapıyor. 

Ee hoca sen de fikrine uymayana tinerci diyorsun? Dini daraltan fıkıhçı anlayışı diyorsun! Işidçi diyorsun. Bu blogda görüleceği üzere köylü nakşîler diyorsun. Gundi diyorsun. Yani bu kadar naif bir insanmış gibi yapman doğru mu? 

Yadırgatıcı iş yapan sensin. Buna rağmen senin ağzın kalabalık. Bak müslümanların Karar gazetesinde yazıyorsun. İlahiyatların göz bebeği Marmara'ya tayinini nasıl olduysa aldırmışsın. Sanki kuşatılmış, hiç konuşturulmayan, köşe bulamayan, işinden atılan bir adammış gibi davranma. Senin bu ülkede yazdıklarını yazan kişiyi, Mısır'da Ezher'den kovdular. Senin başına böyle şeyler gelmedi. Gelsin de demiyorum. Fakat bu şikâyet ne? Tenkit de mi acıtıyor?

Bu yazısını paylaşıldığı bir yerde yoruma şunları yazdım:

Batıla batıl, sapığa sapık demek nemîme ve gıybet değildir.

Aksine bugüne kadar isim vermemek, teşhir etmemek gibi yerleşik anlayışlar yüzünden birçok insan bu gibi batıl ve sapıklara müşteri olmuştur.

Kur'ân kursu talebesi soruyor: Annem hocalarıma sormamı istedi, ben x şahsın dinî videolarını seyrediyorum, vaziyeti nedir? Anlattıkları istikametli mi?
Ben de söylüyorum:

"O şahıs sünneti tamamen reddediyor. Yahut sünneti kendi indî değerlendirmesine göre eliyor. Bunu bilsin de ona göre dinleyecekse dinlesin!"

O kadıncağızın kendi kendine anlama şansı var mı? Elbette araştıracak. Buna tezkiye denir. Tezkiye hiçbir zaman gıybet sayılmaz. Kızını istemiş kişiyi araştırmak tecessüs değil, ona doğrularla cevap vermek gıybet değil de, dîne Rudi Paret kafasıyla bakan adamın bu durumunu ifade etmek mi gıybet?

Öztürk 4 akrep demiş. Ben de aradım. Ahmet Akgündüz imiş o cümleyi sarf eden. İşte Öztürk de bir kişinin nemime ve gıybetini yaptı o zaman.

Niçin 4 akrepten biri olarak kendisini gördü acaba? Asıl sual budur.

Misyoner kelimesinden niiçin rahatsız oluyorsun? Senin hoca bildiğin, kendilerinden istifade etmemizde ne beis var dediğin Schacht, Rudi Paret, Geiger gibi şahıslar misyoner değil de, oryantalist değil de ne?

Kusura bakma şeytan isen taşlanacaksın. Hem de her eûzüde...

Yine Facebook'ta şunu ekledim:

Tarihselciler Hazret-i Ömer'in bazı içtihadlarını istismar ederler.

O büyük halîfenin bir tatbikatı daha vardı:

Fitne çıkaranın kafasında kırbacını şaklatmak!..

Kusura bakma tarihselci...

Şeytan isen taşlanacaksın!..

Hem de her eûzüde...

11 Kasım 2017 Cumartesi

ŞİİR DERİNLİK İSTER AMA


Fuzûlî;

"Kalem olsun eli, ol kâtib-i bed-tahrîrin!"

diye feveran ediyordu. Dikkatsiz kâtipler, ayarsız müstensihler, fahiş hatalara imza atıyor, gerçeğe galat katıştırıyorlardı.

Ben de bu devirden;

"Âkıl âlim bu belâdan sakınır,
İntihal sırrını, söyler scanner..."

diyorum.

Bakıyorum, bazı tezlerde;

rın nın mın gibi, bu aptal cihazın (aslında OCR programının) kolay kolay ayırt edemediği harfler birbirine girmiş... Bazı ü ler ii olmuş, bazı l ler, 1 olmuş... Böylece anlıyorum ki, hazır bazı malzemelerden tarayıcı vasıtasıyla yararlanılmış, okumak ihtiyacı duyulmadan teze dercedilmiş...

Tez, internet sitesi, kitap... tamam da bir edebiyat dergisinde, bir şiirde böyle bir şeyle karşılaşmak beni dumura uğrattı...

Akif'le muasır, üslubuyla da, arûzuyla da onu andıran bir Azerî şairi.. Üstelik derginin kapak konusu... Fakat şiirleri, hain scanner ile taranmış.. Adam;

"Ne çare!" demiş,

Tarayıcı;

"Ne çarel" anlamış...

"Sırıtıp" demiş,

"Sıntıp" anlamış...

Hele;

"nazlı" demiş;

"nazil" anlamış...

Bir sonraki mısranın ilk kelimesini almış, bir üstteki mısranın sonuna koymuş... i ler l... l ler i...

Lütfen "kardeş"ler...

Tez filan neyse de (!) şiiri taramayın, yazın... 

Anlaya anlaya... 

Duya duya... 

Şiir derinlik ister, fakat DPI cinsinden değil...

(9 Aralık 2012)