17 Kasım 2017 Cuma

SAHÂBE ASRINDA «KUR'ÂN'DA VAR MI?..» SUALLERİ



4276 - عبد الرزاق عن معمر عن الزهري عن عبد الله بن أبي بكر بن عبد الرحمن عن أمية بن عبد الله أنه قال لابن عمر نجد صلاة الخوف وصلاة الحضر في القرآن ولا نجد صلاة المسافر فقال بن عمر بعث الله نبيه ونحن أجفى الناس فنصنع كما صنع رسول الله صلى الله عليه و سلم
Abdullah b. Ömer’e (r.a),

-Bizler Kur’an’da korku namazını ve mukim namazını görebiliyoruz ancak seferde namazın nasıl kılınacağını ise göremiyoruz, denildiğinde şöyle cevap verdi:

-Allah (c.c) onu bize peygamber olarak gönderdiğinde biz kaba, sert ve cahil idik. (Ne biliyorsak onun öğrettikleriyle biliyoruz) Rasulullah bir şey yaptığı zaman biz de onun aynısını yapardık (o yolculukta namazı kısaltırdı)

(Ebu Bekir, Abdurrezzak, el-Musannef, thk. Habibu’r-Rahman el-A’zami, el-Mektebü’l-İslami, Beyrut, 1403, nr.4276.)

İbn-i Ömer Hazretlerinin soruyu yadırgadığı ve böyle bir cevap verdiği anlaşılıyor.

(حديث مرفوع) نا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ ، نا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ ، نا صُرَدُ بْنُ أَبِي الْمَنَازِلِ ، قَالَ : سَمِعْتُ حَبِيبَ بْنَ أَبِي فَضَالَةَ الْمَالِكِيَّ قَالَ : لَمَّا بُنِيَ هَذَا الْمَسْجِدُ مَسْجِدُ الْجَامِعُ ، قَالَ : وَعِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ جَالِسٌ فَذَكَرُوا عِنْدَهُ الشَّفَاعَةَ ، فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ : يَا أَبَا نُجَيْدٍ إِنَّكُمْ لَتُحَدِّثُونَا بِأَحَادِيثَ مَا نَجْدُ لَهَا أَصْلا فِي الْقُرْآنِ ، قَالَ : فَغَضِبَ وَقَالَ لِلرَّجُلِ قَرَأْتَ الْقُرْآنَ ؟ قَالَ : نَعَمْ ، قَالَ : فَهَلْ وَجَدْتَ فِيهِ صَلاةَ الْمَغْرِبِ ثَلاثًا ، وَصَلاةَ الْعِشَاءِ أَرْبَعًا ، وَالْغَدَاةَ رَكْعَتَيْنِ ، وَالأُولَى أَرْبَعًا ، وَالْعَصْرَ أَرْبَعًا ؟ قَالَ : لا ، قَالَ : فَعَمَّنْ أَخَذْتُمْ هَذَا الْبَيَانَ ؟ أَلَسْتُمْ عَنَّا أَخَذْتُمُوهُ ؟ ! أَوَجَدْتُمْ : فِي كُلِّ أَرْبَعِينَ دِرْهَمًا دِرْهَمًا ، وَمِنْ كُلِّ كَذَا وَكَذَا شَاةً كَذَا شَاةً ، وَمِنْ كُلِّ كَذَا وَكَذَا بَعِيرًا كَذَا بَعِيرًا ، أَوَجَدْتُمْ هَذَا فِي الْقُرْآنِ ؟ قَالَ : لا ، قَالَ : فَعَمَّنْ أَخَذْتُمْ هَذَا ؟ أَخَذْنَا عَنْ وَأَخَذْتُمُوهُ عَنَّا ، وَهَلْ وَجَدْتُمْ فِي الْقُرْآنِ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتِيقِ سورة الحج آية 29 وَجَدْتُمْ طُوفُوا سَبْعًا ، وَارْكَعُوا رَكْعَتَيْنِ خَلْفَ الْمَقَامِ ، أَوَجَدتُمْ هَذَا فِي الْقُرْآنِ ؟ عَمَّنْ أَخَذْتُمُوهُ ؟ أَلَسْتُمْ أَخَذْتُمُوهُ عَنَّا وأَخَذْنَاهُ عَنْ نَبِيِّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ؟ قَالَ : بَلَى ، قَالَ : وَجَدْتُمْ فِي الْقُرْآنِ لا جَلَبَ وَلا جَنَبَ وَلا جَنَبَ وَلا شِغَارَ فِي الإِسْلامِ أَوَجَدْتُمْ هَذَا فِي قَالَ : لا ، قَالَ عِمْرَانُ : فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، يَقُولُ : " لا جَلَبَ وَلا جَنَبَ وَلا شِغَارَ فِي الإِسْلامِ " أَسَمِعْتُمُ اللَّهَ يَقُولُ لأَقْوَامٍ فِي كِتَابِهِ مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ سورة المدثر آية 42 - 43حَتَّى شَفَاعَةُ الشَّافِعِينَ سورة المدثر آية 48 قَالَ حَبِيبٌ : فَأَنَا
سَمِعْتُ عِمْرَانَ بْنَ حُصَيْنٍ ، يَقُولُ : " الشَّفَاعَةُ نَافِعَةٌ دُونَ مَا تَسْمَعُونَ " .

Sahâbî İmran bin Husayn (r.a.) oturuyordu yanında şefaat mevzuunu zikrettiler. Topluluktan bir adam şöyle dedi:

"Yâ Ebâ Nüceyd (İmran Hazretlerinin künyesi)! Kur'ân'da aslını bulmadığımız birtakım hadisleri anlatıyorsunuz!?"

İmran Hazretleri hiddetlendi ve adama şöyle dedi:

"Kur'ân'ı okudun (değil mi?)"

"Evet."

"Onda akşam namazının üç (rekât), yatsı namazının 4 (rekât), sabah namazının 2 (rekât), öğle namazının 4 (rekât), ikinci namazının 4 (rekât) olduğunu bulabildin mi?"

"Hayır."

"Bunların beyanını böyle olduğunu kimden aldınız?  Bizden (Efendimiz'i görmüş sahâbîlerden) almadınız mı? 

Kırk dirhemden, 1 dirhem (zekât verileceğini), şu kadar koyundan şu kadar koyun (zekât verileceğini) şu kadar deveden şu kadar deve verileceğini bulabildin mi Kur'ân'da?"

"Hayır"

"Bunu kimden aldınız? Biz (Allah Rasûlü'nden) aldık, siz de bizden aldınız. 

Kur'ân'da buluyorsun ki:

"Beyt-i Atîk'i (Kâbe'yi) tavaf etsinler." (el-Hacc, 29) Fakat "7 kere tavaf edin, Makam(-ı İbrahim)in arkasında 2 rekât namaz kılın." emirlerini Kur'ân'da bulabildin mi? 

Bunları kimden aldınız? Bizden almadınız mı? Biz de Allah'ın Peygamberinden -sallâllâhu aleyhi ve sellem- almadık mı?"

"Evet öyle"

"Kur'ân'da «İslâm'da celeb, ceneb ve şiğar yoktur.» diye bir hüküm buldun mu? (Şiğar, berdel denilen mehirsiz kabileler arası karşılıklı gelin almaktır. Celeb, zekât toplama, ceneb yarış ile alâkalı Allah Rasûlü'nün kaldırdığı bazı uygulamalardır)"

Adam;

"Hayır." dedi. İmran Hazretleri:

"Fakat ben Allah Rasûlü'nün böyle buyurduğunu işittim. 

(Şefaat mevzuuna gelince) Allah Teâlâ'nın birtakım topluluklar hakkında şöyle buyurduğunu işittiniz, değil mi?

«Onlar cennetler içindedir. Günahkârlara: Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? diye uzaktan uzağa sorarlar. Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik,  Yoksulu doyurmuyorduk, (Bâtıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk, Sonunda bize ölüm geldi çattı. Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.» (el-Müddessir, 42-48)"

Habib der ki:

İmran bin Husayn ra diyordu: "Bu (âyette) işittikleriniz dışında şefaat fayda vericidir." 

(Müsned-i Rûyânî, Beyhakî)

380 - وأما الحديث الثاني " ، فحدثناه أبو بكر محمد بن عبد الله بن عتاب العبدي ، ببغداد ، ثنا محمد بن خليفة العاقولي غندر ، ثنا مسلم بن إبراهيم ، ثنا عقبة بن خالد الشني ، ثنا الحسن ، قال : بينما عمران بن حصين يحدث ، عن سنة نبينا صلى الله عليه وسلم إذ قال له رجل : يا أبا نجيد ، حدثنا بالقرآن ، فقال له عمران : " أنت وأصحابك يقرءون القرآن ، أكنت محدثي عن الصلاة وما فيها وحدودها ؟ أكنت محدثي عن الزكاة في الذهب والإبل والبقر وأصناف المال ؟ ولكن قد شهدت وغبت أنت " ، ثم قال : " فرض علينا رسول الله صلى الله عليه وسلم في الزكاة كذا وكذا " وقال الرجل : أحييتني أحياك الله . قال الحسن : فما مات ذلك الرجل حتى صار من فقهاء المسلمين .
عقبة بن خالد الشني من ثقات البصريين وعبادهم ، وهو عزيز الحديث ، يجمع حديثه فلا يبلغ تمام العشرة ، وصلى الله على محمد وآله أجمعين .


İmrân bin Husayn -radıyallâhu anh- bir mecliste Peygamber Efendimiz’in sünnetinden bahsediyordu. Mecliste bulunanlardan biri ona künyesiyle hitap ederek şöyle dedi:

“–Ebû Nüceyd! Bize Kur’ân’dan bahset!”

İmrân Hazretleri ona şöyle cevap verdi:

“–Sen ve arkadaşların Kur’ân’ı okuyorsunuz. Bana namazdan, içindekilerden, sınırlarından bahsedebilir misin? Fakat sen yok iken ben (bunların açıklamalarına) şahit olmuştum!”

İmrân bin Husayn, sonra;

“–Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bize zekât hususunda şöyle şöyle farz kıldı.” diye anlatmaya devam etti. Bunun üzerine adam şöyle dedi:

“–Beni ihyâ ettin, Allah da seni ihyâ etsin!” (Hâkim, Müstedrek, I, 180-181)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder