Duyar kasmak...
Samimiyetsiz şekilde duyarlı, hassas bir insan taklidi yapanların hâlini tasvir ediyor.
İsmini ifade ederek birçok tenkitlerde bulunduğumuz, ilâhiyatçı Mustafa Öztürk'ün sergilemeye çalıştığı hassasiyetleri ifade edelim de, duyar mı kasıyor yoksa gerçekten de bir iç muhasebe geçiriyor siz karar verin.
Daha evvel literatüre "tinerci tefsirci" gibi sıfatları kazandıran, bazı programlarda Caner Taslaman gibi muârızlarına kameralar önünde "ayar veren" Mustafa Öztürk, bir yazısında artık kimseyle didişmeyeceğim demişti.
Son Dr. İhsan Şenocak tartışmalarında da kendisini twitter'da mension ile mevzuya dâhil etmeye çalışan bir kişiye de "hocamız bu tür münakaşalara girmek istemiyor." kabîlinden bir cevap verdirdi.
Lâkin 11 Kasım 2017 Karar yazısında yine duramadı:
"Günümüz Türkiye’sinde kendilerini dinî alanda konuşmaya salahiyetli gören birçok kişi ve grup belli ki şeytan taşlamaktan tavaf etmeye vakit bulamıyorlar. Öyle ki bu zevat dinî-ahlâkî kemâlâtın kendilerince şeytan addedilen kişiler ve kurumları taşlamakla kaim olduğunu zannediyorlar. Bu yüzden de kendi işlerini avukata havale edip sürekli olarak başkalarının ne yapıp ettikleriyle ilgileniyorlar. Sözgelimi, profesör unvanlı birisi çıkıyor, İlahiyat ve Diyanet hakkında, “Bunlar akrep” diyor."
"Profesör unvanlı bir başka şahıs çıkıyor, dinî anlayış ve kavrayış tarzı kendi zihnindeki sahih din anlayışından farklı olan İlahiyatçılara “Misyoner İlahiyatçılar” gibi son derece çirkin bir yafta yapıştırdıktan sonra, olanca gıybet ve nemimeyi boca ediyor. Yine profesör unvanlı bir diğer şahıs çıkıyor, hem Diyanet’e aklı sıra nizam veriyor hem de Kur’an merkezli ilmî faaliyetleriyle tanınmış bir kurumu “Kur’an’ı yıkmak”la itham edip hedef gösteriyor."
Yazı boyunca bu tür ikazları gıybet ve nemîme göstererek, hassasiyet gösterisi yapıyor.
Ee hoca sen de fikrine uymayana tinerci diyorsun? Dini daraltan fıkıhçı anlayışı diyorsun! Işidçi diyorsun. Bu blogda görüleceği üzere köylü nakşîler diyorsun. Gundi diyorsun. Yani bu kadar naif bir insanmış gibi yapman doğru mu?
Yadırgatıcı iş yapan sensin. Buna rağmen senin ağzın kalabalık. Bak müslümanların Karar gazetesinde yazıyorsun. İlahiyatların göz bebeği Marmara'ya tayinini nasıl olduysa aldırmışsın. Sanki kuşatılmış, hiç konuşturulmayan, köşe bulamayan, işinden atılan bir adammış gibi davranma. Senin bu ülkede yazdıklarını yazan kişiyi, Mısır'da Ezher'den kovdular. Senin başına böyle şeyler gelmedi. Gelsin de demiyorum. Fakat bu şikâyet ne? Tenkit de mi acıtıyor?
Bu yazısını paylaşıldığı bir yerde yoruma şunları yazdım:
Batıla batıl, sapığa sapık demek nemîme ve gıybet değildir.
Aksine bugüne kadar isim vermemek, teşhir etmemek gibi yerleşik anlayışlar yüzünden birçok insan bu gibi batıl ve sapıklara müşteri olmuştur.
Kur'ân kursu talebesi soruyor: Annem hocalarıma sormamı istedi, ben x şahsın dinî videolarını seyrediyorum, vaziyeti nedir? Anlattıkları istikametli mi?
Ben de söylüyorum:
"O şahıs sünneti tamamen reddediyor. Yahut sünneti kendi indî değerlendirmesine göre eliyor. Bunu bilsin de ona göre dinleyecekse dinlesin!"
O kadıncağızın kendi kendine anlama şansı var mı? Elbette araştıracak. Buna tezkiye denir. Tezkiye hiçbir zaman gıybet sayılmaz. Kızını istemiş kişiyi araştırmak tecessüs değil, ona doğrularla cevap vermek gıybet değil de, dîne Rudi Paret kafasıyla bakan adamın bu durumunu ifade etmek mi gıybet?
Öztürk 4 akrep demiş. Ben de aradım. Ahmet Akgündüz imiş o cümleyi sarf eden. İşte Öztürk de bir kişinin nemime ve gıybetini yaptı o zaman.
Niçin 4 akrepten biri olarak kendisini gördü acaba? Asıl sual budur.
Misyoner kelimesinden niiçin rahatsız oluyorsun? Senin hoca bildiğin, kendilerinden istifade etmemizde ne beis var dediğin Schacht, Rudi Paret, Geiger gibi şahıslar misyoner değil de, oryantalist değil de ne?
Kusura bakma şeytan isen taşlanacaksın. Hem de her eûzüde...
Tarihselciler Hazret-i Ömer'in bazı içtihadlarını istismar ederler.
O büyük halîfenin bir tatbikatı daha vardı:
Fitne çıkaranın kafasında kırbacını şaklatmak!..
Kusura bakma tarihselci...
Şeytan isen taşlanacaksın!..
Hem de her eûzüde...
Bu yazısını paylaşıldığı bir yerde yoruma şunları yazdım:
Batıla batıl, sapığa sapık demek nemîme ve gıybet değildir.
Aksine bugüne kadar isim vermemek, teşhir etmemek gibi yerleşik anlayışlar yüzünden birçok insan bu gibi batıl ve sapıklara müşteri olmuştur.
Kur'ân kursu talebesi soruyor: Annem hocalarıma sormamı istedi, ben x şahsın dinî videolarını seyrediyorum, vaziyeti nedir? Anlattıkları istikametli mi?
Ben de söylüyorum:
"O şahıs sünneti tamamen reddediyor. Yahut sünneti kendi indî değerlendirmesine göre eliyor. Bunu bilsin de ona göre dinleyecekse dinlesin!"
O kadıncağızın kendi kendine anlama şansı var mı? Elbette araştıracak. Buna tezkiye denir. Tezkiye hiçbir zaman gıybet sayılmaz. Kızını istemiş kişiyi araştırmak tecessüs değil, ona doğrularla cevap vermek gıybet değil de, dîne Rudi Paret kafasıyla bakan adamın bu durumunu ifade etmek mi gıybet?
Öztürk 4 akrep demiş. Ben de aradım. Ahmet Akgündüz imiş o cümleyi sarf eden. İşte Öztürk de bir kişinin nemime ve gıybetini yaptı o zaman.
Niçin 4 akrepten biri olarak kendisini gördü acaba? Asıl sual budur.
Misyoner kelimesinden niiçin rahatsız oluyorsun? Senin hoca bildiğin, kendilerinden istifade etmemizde ne beis var dediğin Schacht, Rudi Paret, Geiger gibi şahıslar misyoner değil de, oryantalist değil de ne?
Kusura bakma şeytan isen taşlanacaksın. Hem de her eûzüde...
Yine Facebook'ta şunu ekledim:
O büyük halîfenin bir tatbikatı daha vardı:
Fitne çıkaranın kafasında kırbacını şaklatmak!..
Kusura bakma tarihselci...
Şeytan isen taşlanacaksın!..
Hem de her eûzüde...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder