Peygamberimiz bir sefer esnasında develeri hızlandıran Enceşe’ye;
“Camlara dikkat et!” buyurmuş. Yani develeri aşırı hızlandırırsa üzerlerindeki mahfazalarda oturan hanımların incinebileceğini ifade etmiş. (Buhârî, Edeb, 95; Ahmed, III, 117)
Evet toplum bir sofra takımı ise, onun kırılgan, nahif, zayıf unsurlarından biri de hanımlar. Onları incitmemeli, kırmamalı.
Fakat onların kırılmaması için çare onları demir-çelik eşyadan uzak tutmak mıdır?
Onları kaldırıp vitrinlere koymak mıdır?
Çelik kaşıklara çatallara uzaklaştırma cezası vermek midir?
Kadın hassastır, naziktir. Lâkin onun yeri evdir, yuvadır, ailedir.
Kadın hassastır, naziktir. Lâkin onun yeri evdir, yuvadır, ailedir.
Bu kristal varlıkları sofradan, mutfaktan, evden uzaklaştırmaya pek hevesli olanlar, onların çarşı vitrinlerinde teşhir edilmesine ise çok istekliler. Hatta barlarda, restoranlarda elden ele gezse hiç zarar görmeyeceği, tam da lâyığını bulmuş olacağı kanaatindeler.
Ya biz müslümanlar bu düşüncede miyiz?
Bunlar teşbih…
Bunlar teşbih…
Aile dediğimiz mefhum da hanımlar kadar nazik ve hassas bir yapıyı temsil eder. O da hassas… Tespitlere göre kadınları kocalarının şiddetinden korumak için açılan telefona müracaatların sayısı milyonları buluyor. Birçok uzman kadınları muhafaza gayretlerinin artık erkekleri evlilik mefhumundan soğutacak raddeye vardığını, bunun aileye zarar verdiğini bildiriyor.
Teşbihe bir açılım daha getirelim:
Mehir dediğimiz rakamı yükselten unsur umumiyetle kızın aile kuvveti olur.
Boşanma Allâh’ın sevmediği bir helâldir. Fakat gerçekçi dinimiz o kapıyı oraya koymuştur.
Kuvvetli büyük ailelere dikkat edin. İçlerinde tek tük yaşanmış boşanmaların o yapılara büyük bir zarar veremediğini görürsünüz. Bu nadirattan boşanmalar yaşanması gereken bir kader gibi görülmüştür. Dağılan yuvaya ait evlât varsa büyük aile onlara sahip çıkmış, maddî mânevî yoksunluk hissettirmemiştir.
İşin özü: Aileyi koruyalım, aileyi güçlendirelim, ailenin bütün unsurlarını en güzel şekilde yetiştirelim.
Teşbihe bir açılım daha getirelim:
Eğer sofra tamamen zarar görürse, en çok camlar, porselenler perişan olur. Demirlere ise pek bir şey olmaz. Yıkılan ailelerden sonra erkekler, eğer maddî olarak da sıkıntı içinde değilseler toplum düzeninde daha kolay ayakta kalırlar. Hele ahlakî kaygıları yoksa, günümüz toplumunda evlilik yükünden kurtulduklarına sevinirler. "Bekârlık sultanlık" gibi lafların beyi olurlar. Aynı konumdaki bir kadının sonu ise 3. sayfa haberi olacaktır.
Peki bu eşitsizlik iyi mi kötü mü?
Peki bu eşitsizlik iyi mi kötü mü?
Tabiî ki iyi.
Kadının çizik kabul etmeyen kristal vasfını, beyaz bir örtü safiyetini muhafaza etmesi ne kadar güzel!..
Yani kadını kırma ihtimali olan her şeyden uzaklaştırmak da çare değil. Kadının kırılganlığını gidermek yani fıtratını bozup, onu granitleştirmek, taşlaştırmak, katılaştırmak da çare değil.
Tek çare ahlâktır, mâneviyat eğitimidir. Kadının değil ailenin kuvvetlendirilmesidir.
Yani kadını kırma ihtimali olan her şeyden uzaklaştırmak da çare değil. Kadının kırılganlığını gidermek yani fıtratını bozup, onu granitleştirmek, taşlaştırmak, katılaştırmak da çare değil.
Tek çare ahlâktır, mâneviyat eğitimidir. Kadının değil ailenin kuvvetlendirilmesidir.
Çare arayışları insanların zihin ve kalp dünyasının derinliklerindeki inanışlardan beslenir.
Batı dünyası nelerden beslenir?
Batı dünyası nelerden beslenir?
1. Hıristiyanlıktan...
Hıristiyanlıkta bizim tabirlerle anlatacak olursak; evlilik ancak zarureten müracaat edilecek bir ruhsat hükmündedir. Azimet ise papazların ve rahibelerin sergilediği bekârlıktır.
Hıristiyanlıkta bizim tabirlerle anlatacak olursak; evlilik ancak zarureten müracaat edilecek bir ruhsat hükmündedir. Azimet ise papazların ve rahibelerin sergilediği bekârlıktır.
Yani kristal bardak da, çelik kaşık da hiç kullanılmazsa başlarına bir çizik bile gelmez (!)
Hâlbuki gerçekçi olan İslâm evliliği teşvik etmiş, evliliği reddeden ashâbı, Peygamber Efendimiz men etmiştir. Çünkü fıtrat, nesil, aile ve toplumun devamı evliliğin var olmasını gerektirir.
Hıristiyanlık boşanmaya da sıcak bakmaz. Öyle olunca bir kere evlenmiş olanlar bir arada olmasalar da evlilik bağını sürdürürler. Bu da birinci maddede olduğu gibi aile mefhumunu yıkan zinâ kapısını aralar. Bilhassa bu ikinci madde, evli olmadığı hâlde birlikte yaşamanın zeminini oluşturmuştur.
2. Batı dünyasının ikinci zihin gıdası ise dine karşı gelişen felsefeleridir: Yani inançsızlık. Mânâyı, mâverâyı reddeden materyalizm. Behîmî duygular, insanın herhangi bir vazifesinin olmadığı yönünde yaklaşımlar. İnsanı sadece insan olduğu için (hümanizm), hatta sadece var olduğu için değerli addeden ve aşırı hürriyeti önemseyen felsefeler (egzistansiyalizm). İnsanı biyolojide neslini sürdürmek güdüsüyle yaşayan bir hayvan (darwinizm), psikolojide de tatminden başka derdi olmayan bir organ olarak gören (freudizm) ve benzeri sapıklıklar...
Görüleceği üzere batının zihin dünyasında aile kutsiyeti hemen hemen yoktur.
Bu sebeple akıllarına ilk gelen şey, bardaklar kırılmasın diye onları kaşıklardan ayırmak ve vitrinlere yollamak oluyor!..
Evet aile bir bağdır. Hukukî bir bağdır. Dînî bir bağdır. Erkeği, ailesinden mes’ul bir bey hâline getiren. Hanımı beyine karşı itaatle ve ailesini gözetmekle mükellef kılan bir bağ… Hukuk ve ahlâk, dünya ve âhiret bağlarıyla bağlı bir bağ.
Bu yapıda erkek idarecidir. Fakat vazifesini kötüye kullanırsa, hanımının müracaat edeceği bir merci olmalıdır. Geleneğimizde bu merci, kadı efendinin mahkemesinden önce şeyh efendinin dergâhı veya bir âlimin rahlesi, yahut da sözü geçen bir aile büyüğünün hanesi olurdu. Nasihatle, telkinle bir çok sıkıntı giderilirdi.
Aile denilince çekirdek ebadındakini anlamayalım.
Büyük aileler, gelin verdikleri kızlarının hukukunu da arayabilirler.
Hıristiyanlık boşanmaya da sıcak bakmaz. Öyle olunca bir kere evlenmiş olanlar bir arada olmasalar da evlilik bağını sürdürürler. Bu da birinci maddede olduğu gibi aile mefhumunu yıkan zinâ kapısını aralar. Bilhassa bu ikinci madde, evli olmadığı hâlde birlikte yaşamanın zeminini oluşturmuştur.
2. Batı dünyasının ikinci zihin gıdası ise dine karşı gelişen felsefeleridir: Yani inançsızlık. Mânâyı, mâverâyı reddeden materyalizm. Behîmî duygular, insanın herhangi bir vazifesinin olmadığı yönünde yaklaşımlar. İnsanı sadece insan olduğu için (hümanizm), hatta sadece var olduğu için değerli addeden ve aşırı hürriyeti önemseyen felsefeler (egzistansiyalizm). İnsanı biyolojide neslini sürdürmek güdüsüyle yaşayan bir hayvan (darwinizm), psikolojide de tatminden başka derdi olmayan bir organ olarak gören (freudizm) ve benzeri sapıklıklar...
Görüleceği üzere batının zihin dünyasında aile kutsiyeti hemen hemen yoktur.
Bu sebeple akıllarına ilk gelen şey, bardaklar kırılmasın diye onları kaşıklardan ayırmak ve vitrinlere yollamak oluyor!..
Evet aile bir bağdır. Hukukî bir bağdır. Dînî bir bağdır. Erkeği, ailesinden mes’ul bir bey hâline getiren. Hanımı beyine karşı itaatle ve ailesini gözetmekle mükellef kılan bir bağ… Hukuk ve ahlâk, dünya ve âhiret bağlarıyla bağlı bir bağ.
Bu yapıda erkek idarecidir. Fakat vazifesini kötüye kullanırsa, hanımının müracaat edeceği bir merci olmalıdır. Geleneğimizde bu merci, kadı efendinin mahkemesinden önce şeyh efendinin dergâhı veya bir âlimin rahlesi, yahut da sözü geçen bir aile büyüğünün hanesi olurdu. Nasihatle, telkinle bir çok sıkıntı giderilirdi.
Aile denilince çekirdek ebadındakini anlamayalım.
Büyük aileler, gelin verdikleri kızlarının hukukunu da arayabilirler.
Mehir dediğimiz rakamı yükselten unsur umumiyetle kızın aile kuvveti olur.
Yüksek bir mehir, kıymetin ifadesi ve boşanmada caydırıcı bir unsurdur. Hatta mutsuz bir evlilikte, gözden çıkarılmasıyla hanım için de bir boşanma fırsatı... (Muhâlaa)
Boşanma Allâh’ın sevmediği bir helâldir. Fakat gerçekçi dinimiz o kapıyı oraya koymuştur.
Kuvvetli büyük ailelere dikkat edin. İçlerinde tek tük yaşanmış boşanmaların o yapılara büyük bir zarar veremediğini görürsünüz. Bu nadirattan boşanmalar yaşanması gereken bir kader gibi görülmüştür. Dağılan yuvaya ait evlât varsa büyük aile onlara sahip çıkmış, maddî mânevî yoksunluk hissettirmemiştir.
İşin özü: Aileyi koruyalım, aileyi güçlendirelim, ailenin bütün unsurlarını en güzel şekilde yetiştirelim.