7 Ocak 2018 Pazar

AFFIN GÜZELİ



أحسن العفو ما كان عن قدرة

"Affın en güzeli, cezalandırmaya kadir iken yapılanıdır."

Birçok söz ile işlenmiş:

Zayıfken gösterilen af, mürüvvet, cemîle; aşağılık düşman tarafından zaaf olarak algılanma riski taşır.

مَا كَانَ لِنَبِىٍّ اَنْ يَكُونَ لَهُ اَسْرٰى حَتّٰى يُثْخِنَ فِى الْاَرْضِ تُرٖيدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَا وَاللّٰهُ يُرٖيدُ الْاٰخِرَةَ وَاللّٰهُ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ

"Hiçbir Peygamber için, yeryüzünde ağır basmadıkça (düşmana üstün gelmedikçe), esirleri bulunmak (ve ondan fidye almak) vâki olmamıştır. Siz, geçici dünya malını istiyorsunuz. Halbuki Allah âhireti kazanmanızı diliyor. Allah Aziz’dir (dostlarını düşmanlarına üstün kılar), hükmünde hikmet sahibidir."

Enfâl, 67 üzerinde de bir tefekküre vesile oldu. 

Peygamberimiz, Mekke'nin fethinde binlerce insanı affetti. Huneyn'den sonra bol bol ikramlarda bulundu. Cenâb-ı Hak kudretten gösterilen affı takdir etti. Fakat Bedir'de erken bir af idi. Merhametten ziyade zaaf olarak okunacaktı. Arkasından Uhud ve Hendek'i getirecek bir af idi. Çünkü müslümanlar fakirdi. Bu âdeta ele geçen çok kıymetli bir değeri, parayla bozdurmak demekti. 

Bedir, büyük zaferin yanında müslümanların varlıkla ilk imtihanıdır. 
İlk zafer, ilk imtihan: 
"Siz yenmediniz, Allah yendi!" vurgusu da bundan... 
Uhud'da "Meydan harbi isteriz!" dedirecek derecede büyük bir zafer... Yine Uhud'da okçuları ganîmet peşine düşüren "ihtiyaçlar..."