DİPLOMA İCÂZET ŞAHADETNÂME
Diploma; ikiye katlı kâğıt demekmiş.Mezun olunca diplomayı ikiye katlayıp, kapatıp bir daha ne kitap, ne defter açmamak mânâlarını çağrıştırdı.
Her geçen gün, her geçen sene ikiye katlanan bilgi, şuur, iz'ân ve tecrübe olmadıkça, ister ikiye katlansın, ister çerçeveletilip duvara asılsın, diplomanın faydası yok.
Faydası yok dediğim, kürsüye, mihraba, minbere, insana, talebeye faydası yok. Yoksa maaş, titr vs getirebilir.
Bizde icâzet vardı: İzin vermek. Hoca, talebesine bu dersi okutabilir diye izin verir. Okutabilmek, o izni o müsaadeyi sürdürmek için, kitabı, defteri katlamak değil, iki büklüm kitapların üzerine kapanmak var.
İcâzet, cevâzı, câizi, tecvîzi yani mânevî mes'ûliyeti ve takvâyı hatırlatıyor. "Bunu yapmaya, şunu söylemeye izinli miyim?" muhasebesi... Titr değil titreyiş...
Bir de şahâdetnâme var. Bir kâğıt sizin doktorluk edebilmek için tıp eğitimi aldığınıza şahitlik ediyor. Bu sebeple alabildiğine kıymetli, zor taklit edilir, fligranlı, hologramlı, ıslak imzalı vs. olmalı. Bu "zorluk" o vesikanın alınmasındaki zorluğu, sabrı, azmi anlatıyor olmalı.
Diplomada müessese ve marka, icâzette ise âlim ve şahsiyet öne çıkmakta... İçi dolup boşalan, değişen bir müessesenin şahâdeti mi, yoksa ismi ilminin, dirâyetinin, takvâsının şahidi bir âlimin şahâdeti mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder