İskender Pala'nın bu yazısına bir değerlendirme:
Günümüz aruz şairleri iki gruptur. Her ikisi de Yahya Kemal'den misallendirilebilir:
1. Eski şiirin rüzgârının rüzgârı... Tamamıyla Dîvan gibi yazmak. İmalesiyle, zihafıyla, zengin / ağdalı lisanıyla, klâsik mazmunlarıyla...
2. Kendi Gökkubbemiz... tarzı şiirleri... Yani yine aruzla fakat günümüz insanının anlayacağı dilde, güncel konularda, şekil (form) olarak da yeniliklere açık bir şiir.
Birinci grubun derdi zaten, klâsiği sürdürmektir. Muhatapları, herkes değil belli bir eğitim almış, seçkin bir zümredir.
Harun Öğmüş'ün gazelleri, Memduh Cumhur'un bazı şiirleri, Prof. Dr. Mustafa Tahralı'nın kâr-ı nâtıkları bu cümleden değerlendirilebilir. Fakir gibilerin tarih düşürme geleneğini sürdürmesi de böyledir.
Cumhuriyet dönemi aruz şairleri sanıldığından çok fazladır. Edebî cereyanların, neşir vasıtalarının ve nüfusun birbiriyle müvâzî şekilde çoğaldığı bu devirde, eskiler gibi sivrilmiş veya zirveleşmiş birkaç şair aramak doğru değildir.
Bu tarz olmasa; galat-ı meşhur ile Osmanlıca diye adlandırdığımız zengin Türkçemizin kullanıldığı ve hayatiyetini sürdürdüğü hiçbir saha kalmaz. Yahya Kemal'in elden ele gezecektir dediği meş'ale sönmemelidir. Bu tarzın popüler bir alâkaya mevzu olması da beklenmez. Seçkin bir zevkin elit bir müşterisi olacaktır.
Bu tarz şiire meraklı, ilgili ve hayran olup taklitle, mânâsını düşünmeden, sadece açık-kapalı hece dizerek dîvan şairi olmaya çalışanlara, ben de rastladım. Bunlardan kimisi;
Bu tarz olmasa; galat-ı meşhur ile Osmanlıca diye adlandırdığımız zengin Türkçemizin kullanıldığı ve hayatiyetini sürdürdüğü hiçbir saha kalmaz. Yahya Kemal'in elden ele gezecektir dediği meş'ale sönmemelidir. Bu tarzın popüler bir alâkaya mevzu olması da beklenmez. Seçkin bir zevkin elit bir müşterisi olacaktır.
Bu tarz şiire meraklı, ilgili ve hayran olup taklitle, mânâsını düşünmeden, sadece açık-kapalı hece dizerek dîvan şairi olmaya çalışanlara, ben de rastladım. Bunlardan kimisi;
• Kadir Mısıroğlu gibi kişileri takip ederek, lisan hususunda ideolojik bir tavırla kaleme sarılanlar... Bu kişiler, çivi çiviyi söker mantığıyla, "uydurukça"yı karşı durmak için, özbeöz Türkçeye de husumet geliştirebiliyorlar. Ekseriya cahiller. 19. asırda Fransızca mantıkla fakat Arapça sarfıyla uydurulmuş ve tutmamış kelimelere de Kur'ân kelimesi diye dört elle sarılmaya çalışıyorlar.
Kimisi;
• Klâsik şiire hayranlığı olsa da maalesef kabiliyeti, zevk-i selîmi gelişmemiş kişiler. Spiral ciltler dolusu şiirleriyle yayınevi yayınevi, dergi dergi dolaşanlarına rastladım. Bu tarz kişilere, teknik, usul öğretmeye çalışsanız da bildiğinden dönmeyebiliyor.
Pala sadece bu acemîler, inatçılar ve protestocular hakkında, tenkitlerinde haklı.
Fakat devrimizde aruz ile ve kadim şiirin rüzgârıyla şiir yazmayı sürdürenleri yok sayıcı bir üslup doğru değil.
İkinci gruba gelince; bu sahada üretilenler Pala'nın hiçbir eleştirisini hak etmiyor. Birçok aruz şairi her iki sahada da şiir üretse de, ikinci yolu tutanlar daha fazladır.
Fakat devrimizde aruz ile ve kadim şiirin rüzgârıyla şiir yazmayı sürdürenleri yok sayıcı bir üslup doğru değil.
İkinci gruba gelince; bu sahada üretilenler Pala'nın hiçbir eleştirisini hak etmiyor. Birçok aruz şairi her iki sahada da şiir üretse de, ikinci yolu tutanlar daha fazladır.
Birçok insan İstiklâl Marşı'nı dahî hece şiiri zannediyor. Aruz her zaman Arapça-Farsça müfredat ve terkibâta zorlamaz. Âkif dilde sadeleşmeyi görünce bazı şiirlerini tekrar ele almış ve onların lisanını sadeleştirmişti. Yine aruzla tabiî ki...
Hâlide Nusret, Turan Yarar, Mehmet Çınarlı ve Hisar şairleri, aruzu sade bir lisanla kullandılar.
Talat Sait Halman gibi, milliyetçi-muhafazakâr dünyadan olmayan insanlar da aruzu değerlendirdiler.
Ayrıca, zengin kelime kadrosu kullanmaktan yakınmak bir edebiyatçıdan beklenecek bir şikâyet değildir.
Halil Gökkaya, Yusuf Dursun gibi hece ağırlık yazan şairlerin de aruz şiirleri mevcuttur.
Recep Yıldız, Seferî gibi, şekil (nevi-form) itibariyle birinci, kelime kullanımı itibariyle ikinci gruba benzeyenler de düşünülmelidir.
İskender Pala, işbu yazının son cümlesinde şöyle diyor:
"Çünkü böyle bir şiir, tam da kıvamını bulmuş, hani eskilerin ifadesiyle “rânâ düşmüş” demektir ki lezzetinden dimağları mest eder, okuyucuyu kendinden geçirtir."
Bu cümlede "mest", "dimağ", "rânâ", "kıvam" "ifade" hattâ "lezzet" birilerine göre eskimeye yüz tutmuş kelimelerdir. Pala'yı bu nesir cümlesinde, bu tarz kelimeleri kullanmaya hangi aruz kalıbı itmiştir?
Aruz şiirde kadîm kelime görünce derhâl aruzu suçlamak, bir peşin hüküm olmasın?
Bu kelimeleri Pala kullanır, çünkü bu kelimeler onun dünyasının, kültürünün kelimeleridir. Günlük gazete yazısına dahî yakışan bu kelimeler elbette şiire daha çok yakışır.
Dolayısıyla, aruz tercihinde bulunan şairler, geleneğiyle bağlarını koruyan, güçlü ve zengin bir lisana sahip olan kişilerdir. Bu sebeple eserlerinde daha zengin bir dil okumaya, anlamaya ve nihayet konuşmaya çağrı vardır.
Seyrî'nin Hilye'sine yayınevimiz adına yazdığım takdimde şöyle demiştim:
"Hem günümüz konuşma dilinin rahatlığında ve berraklığında; hem zengin Türkçemizin asâlet ve vakarına dâvet hâlinde bir eser..."
Yeter ki anlayarak, duyarak, bilerek, hissederek ve anlatarak, hissettirerek, tattırarak kullansın.
Zengin Türkçeden kaçındırmak değil, buna davet etmek yaraşır, hele de Dîvan şiirini sevdiren adam vasfıyla tanınan bir edebiyatçımıza...
Bu kelimeleri Pala kullanır, çünkü bu kelimeler onun dünyasının, kültürünün kelimeleridir. Günlük gazete yazısına dahî yakışan bu kelimeler elbette şiire daha çok yakışır.
Dolayısıyla, aruz tercihinde bulunan şairler, geleneğiyle bağlarını koruyan, güçlü ve zengin bir lisana sahip olan kişilerdir. Bu sebeple eserlerinde daha zengin bir dil okumaya, anlamaya ve nihayet konuşmaya çağrı vardır.
Seyrî'nin Hilye'sine yayınevimiz adına yazdığım takdimde şöyle demiştim:
"Hem günümüz konuşma dilinin rahatlığında ve berraklığında; hem zengin Türkçemizin asâlet ve vakarına dâvet hâlinde bir eser..."
Yeter ki anlayarak, duyarak, bilerek, hissederek ve anlatarak, hissettirerek, tattırarak kullansın.
Zengin Türkçeden kaçındırmak değil, buna davet etmek yaraşır, hele de Dîvan şiirini sevdiren adam vasfıyla tanınan bir edebiyatçımıza...
(10 Aralık 2013) (İskender Pala'nın yazısı Zaman gazetesindeki köşesindeydi. Lâkin artık bağlantısı çalışmıyor.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder